1984

ilk 20 sayfasındaki celal üster'in yazdığı ön söz çok etkileyiciydi. kitabı bitirdikten sonra sağlam bir inceleme yapacağım. önlerden yerimi alayım dedim.

t: 1948 yılında george orwell tarafından yayınlanmış karşı-ütopya romanıdır.
george orwell'in kitabıdır.kitaptan altını çizdiğim sayfaları,üşenmeden yazdım.iyi okumalar

bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar, ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler. (bin dokuz yüz seksen dört, sayfa 95)
"parti yalnızca kendisi için güç ister. bizi ilgilendiren başkalarının iyiliği değil, yalnız ve yalnız iktidardır. geçmişteki tüm oligarşilerden farklıyız, çünkü biz ne yaptığımızı biliyoruz. tüm diğerleri, bize benzeyenler bile ikiyüzlü ve korkaktılar. alman nazileri ve rus komünistleri kullandıkları yöntemlerle bize çok yaklaşmışlardı. ama hiçbir zaman, kendi dürtülerini tanıyabilecek kadar cesaret gösteremediler. yönetime istekleri dışında, sınırlı bir süre için geldiklerine ve kısa bir süre sonra, tüm insanların eşit ve özgür oldukları bir cenneti kurabileceklerine inanıyorlardı. biz böyle değiliz. kimse yönetime onu bırakmak için geçmez. iktidar araç değil, amaçtır. kimse bir devrime bekçilik etmek için diktatörlük kurmaz, devrim diktatörlüğü kurmak için yapılır. baskı kurmanın amacı baskı kurmaktır. işkencenin amacı işkencedir. iktidarın amacı iktidardır." (bin dokuz yüz seksen dört, sayfa 213)
insanlar özgürlük ile mutluluk arasında seçim yapmak zorundaydı ve büyük çoğunluk mutluluğu seçiyordu. (bin dokuz yüz seksen dört, sayfa 292)
bugün sıkça andığım eser. okurken de sıkça tanıdık bir ülkeyi anıyordum.

*kitapta geçen winston'ın dediği gibi ''özgürlük, iki artı ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. buna izin verilirse gerisi kendiliğinden gelir.'' ancak günümüzde iki artı ikiye dört demekten korktuğumuzu hatırlatmaya bilmem gerek var mı? korkmaktan ziyade gerçekten inanarak iki artı ikiye beş diyenler yok mu etrafımızda? ancak unutulmamalıdır ki ''akıllılık çoğunluğa bakılarak ölçülmez.''
halkın derin sessizliği ve tepkisizliği sayesinde yine halkın derin kederini anlatan george romanı.
okurken ülkemizden izler bulabileceğimiz nadide eser.
"bağlılık, düşünmemek demektir; düşünmeye gerek duymamak demektir. bağlılık bilinçsizliktir."
büyük usta orwell'ın romanına günümüzden bir ekleme yapmak isterim.

''bayağılık kalitedir, kalite bayağılıktır.''
pek çok kişinin aksine-hatta nerdeyse herkesin- anti-komünist olarak görmediğim kitap.

kitap, üstünkörü komünist karşıtı olarak görünebilir ancak bence altında derin bir biçimde anti kapitalist öğeler içeriyor. kitabın eleştridiği pek çok noktanın şu anda bizzat kapitalist ülkelerin sorunu olduğunu çok rahat görebiliriz.

bir kere, kitapata en baştan beri ayrılmış 3 bambaşka sınıf bulunur. proleterler, dış parti ve iç parti.

yönetim hiyerarşisi içerisinde neredeyse hiçbir hakları bulunmayan ve gecekondularda yaşayan alt tabaka, proleterler, partinin(sistemin) işlerini yapmakla yükümlü dış parti ve içeride, en tepede bulunan iç parti üyeleri...

size de bu durum hiç tanıdık gelmedi mi? hadi bu sınıflandırmayı açık bir şekilde kapitalist olan abd üzerinden biraz irdeleyelim:

abd'de 500 binden fazla kişi evsiz ve sokaklarda yaşıyor, bir şekilde evi olan milyonlarca kişi ise uyuşturucu vs. gibi türlü illetlerle kepaze bir yaşam yaşıyor, abd eğitim sisteminde açık bir sınıflama var, sadece bir şeyler yapabileceğine inanılan ufak bir öğrenci kısmı çok iyi bir eğitim aluıyor, kalan bütün ülke ise dünyanın en kötü eğitim sistemlerinden birisiyle eğitilyor. çocukların silahla okul bastığı bir ülke düşünün yahu. ve şimdi de bu halk kitlesini 1984'dekiyle eşleştirin.

abd'de başkanın bile üzerinde, ülke dengelerini alt üst edebilecek onlarca şirketin bulunduğunu ve bu şirketlerin çoğunun belirli ailelere ait olduğunu da artık biliyoruz. dünya zenginliğinin yüzde 80'i insanlığın yüzde 1'ine ait. bu insanlar tepede ve binlerce insanı kitleler halinde yönlendirmekle ve kendilerini daha da zengin etmek için çalıştırmakla meşguller. şimdi bu 2. halk kitlesini de 1984'dekiyle eşleştirelim.

eveet, geldik iç parti için çalışan binlerce dış parti üyesine, yani işçi kesime. varlığını yitirene kadar para kazanmak için didinip duran, yozlaşmış ve çoğunluğu düşünmeyi bırakmış, sorgulamayan işçi kesime. bu kesim de bana net bir şekilde kitaptan bir başka kesimi çağrıştırıyor.

bu kesimler dışında kitapta geçen pek çok eleştiri de kapitalizmin şimdiki sorunlarıyla benzerlik gösteriyor. sürekli kameralarla izlenen ve her yaptığı üst tabaka tarafından bilinen bir halk, alt tabakayla hiçbir şekilde bağlantı kurmayan bir üst kesim, zenginin hep daha zengin, fakirin hep daha zengin olduğu, orta tabakanın iser sadece yerinde saydığı bir ülke düzeni. kitapta sisteme karşı çıkanlar en büyük korkularının içerildiği işkencelere maruz kalıyor ve kesin bir şekilde sindiriliyordu. ben bunun günümüzden hiçbir farkını göremiyorum.

george orwell bu kitabı cidden de komünizm eleştirisi için yazmış olabilir, bunu bilemem ancak bildiğim şu ki eleştirilerinin çoğu günümüz kapitalizmini daha da ağır bir biçimde vuruyor.
genel olarak totaliter rejimleri eleştiren kitap.
salt komünizm eleştirisi olarak görmek biraz sığ kalır zira orwell kurtuluşu her şeye rağmen toplumun en alt sınıfında görür.

onun dışında iktidarların güçlü kalmak için düşmanlara ihtiyaç duyması hatta kendi elleriyle düşman yaratması günümüze de bir hayli ışık tutuyor.
İletisim | Kullanım Şartları | Sözlük Kuralları | Sosyal Projeler | Facebook | Twitter | İnstagram
İletişim: info@narsozluk.org
Reklam: reklam@narsozluk.org