çocukluğumuzdaki en mutlu anlarımız

şüphesiz ki çocukluğun yaklaşık her anıdır. çünkü yaşanan ufak sebepler bile mutlu eder çocuk olan birisini. öğretmenin bir aferini, mahalle maçlarını kazanmak, arkadaşın hediye silgisi...
biz ki bir çift ayakkabı alındığında o ayakkabıları yatağımızın yanına bırakıp kirlenmesin, eskimesin diyerek evde giyen çocuklardık. büyüdük ve hayaller küçülürken, beklentiler arttı. keşke çocuk kalabilseydik.

mutluluktan ziyade en huzurlu olduğum an;
annem beni yıkayıp, sıcak odaya almıştı. yumurtalı ekmek yedirmişti mis gibi. "anne işe gitme" diye yalvarmıştım. sonra gittiğini hatırlıyorum. o huzurum da yarım kalmış be.
okuldan gelip yemek yedikten sonra önlüğü dahi çıkarmadan akşama kadar oyun oynadığımız anlardır.
allah affetsin ben bazen önlükle de uyurdum.
ilk okul 7-8 dönemim falan tam kestiremiyorum dönemi. mahallede yaşıtım bir eleman var adı nurullah. (nurullah temsili bir isimdir) eleman artvinli ama önceki mahallesinde takıldığı çevre itibariyle kürt gibi bir şey. mahallede pisluk taktıydık zaten adını. ama severiz de yani arkadaşımızdır. neyse abi huysuz bir şey işte. herkese sataşır durur tabi haliyle bana da sataşıyor hani haftanın 3 günü banko kavga ederiz ama hiç küslük durumu olmaz çocuğuz neticede. recep kısa boylu yaşına göre kalıplıca bir şey. parmakları kısa eli tombul artık yediğim yumruklardan olsa gerek ezberimde her şeyi. neyse aga her kavgada kıl payı dayak yiyorum gibi bir şey ben 5 vuruyorsam o 6 vuruyor ama bir şekilde hep altta kalıyorum. yediğim her dayak sonrası yenilen pehlivan hesabı heyecanla bir sonraki kavga anını bekliyorum. ''bu sefer ben döveceğim..'' yok arkadaş olmuyor hep bir şekilde dayak yiyorum. hayır başka bir eleman var elemanı ben dövebiliyorum ama onu da nurullah dövemiyor böyle de tuhaf bir durum. neyse o büyük gün geldi çattı, memlekete gideceğim arabayı yükledik işte babam evde yemek yiyor yemeğini yesin çayını içsin gideceğiz 2 ay sonra geri döneceğiz. oturduk 3-5 arkadaş son sohbetimizi ediyoruz bu nalet pisluk yine yapacak ya puştluğunu eline yaprak mı ot mu ne almış ufak ufak koparıp suratıma atıp duruyor bir yapma-yok anlamıyor hala atıyor. iki yapma-bana mısın demiyor kavga çıksın istemiyorum gidecem ya hani. üç yapma- yok illa girecez birbirimize. neden bilmiyorum elimde lastiğimsi kablomsu mavi bir şey var 60cm uzunluklarda, hiç unutmam usulca ikiye katladım (savurması kolay olsun) ben oturuyordum o ayaktaydı aramızda var işte bi 80-90cm falan. usulca ayağa kalktım hiç istifimi bozmuyorum böyle bakıyorum suratına aniden o kablomsu şeyi bir savurmuşum yüzüne havada bir ıslık belirdi ki sorma.. hani kablo kablo değil adeta bir kırbaç.. bir ki üç geçirdikçe geçiriyorum bu puştun bir yalakası var kenardan bir çalı buldu getirdi verdi itin eline ama var ya dikenli mikenli bir şey ama gözüm dönmüş savurduğu dikenli çalıyı avuçladım kenara çektim bir kırbaç daha geçirdim (evet artık kırbaç..) bu puşt başladı kaçmaya bayapı 300 metre kovaladım ama imkan yok nasıl bir kabloysa artık at gibi koşturdu elemanı. benim pil bitti tabi 300 metre sonra geri dönmeye başladım ama var ya sinirden göl ter içindeyim. dönüş yolunda farkettim çalının dikenli olduğunu her yerimden diken söküyorum yüzüm müzüm komple çizikler içinde. neyse sonra döndüm olay mahaline o çalı veren puşta giriştim. yıllardır her kavgayı ramak kala kaybetmenin vermiş olduğu kin ve nefret beraberinde getirdiği azimle birleşince (tamam kablonun da etkisi olmuş olabilir..) kavgayı kazandım. yüzümde ki gözümde ki çiziklerden adeta kan fışkırıyor. (2 tanesinin küçük de olsa izi kaldı) daha sonrasında kan dursa da o acıyı en az bir hafta çektim. ama değdi, artık kızıl elmama ulaşmış ve nurullahı dövmüştüm. mutluydum, mutluyum..
gözlerimi kapatıp düşündüm, en eskisi ve hayal meyal hatırladığım, babamın bir dizine beni öteki dizine kız kardeşimi oturtup dizlerini sallayarak bizi güldürdüğü anlar sanırım
İletisim | Kullanım Şartları | Sözlük Kuralları | Sosyal Projeler | Facebook | Twitter | İnstagram
İletişim: info@narsozluk.org
Reklam: reklam@narsozluk.org