sözlük yazarlarının ruh hali

  • /
  • 7
berkcan güven dinleyip entry giriyorum nasıl bir ruh halim olabilir ki güzel günler gelecek ama ben görebilecek miyim diye düşünüyorum
bugün iş çalıştığım kurumda 40 yılda bir, bir insanla ben de normal insan sohbeti edeyim dedim. çay getiren müstahdem arkadaşımız neslihan'a, ''neslihan ne zaman bir annelik yapacan da evlendirecen beni'' diye sordum gayrı ihtiyari. hatta tamamen laf olsun diye.
neslihan'ın bugüne kadar açık sözlülüğünü hep çok sevmişimdir. lakin işte insan oğluyuz, açık sözün ucu bize dokunduğu zaman kulaklarımızda patavatsızlık olur patlar hadise. neslihan dedi ki;
''abi evin araban var mı?''

yok.

kızgınlığım yahut cahil şaşkınlığım neslihan'a değil. ''ulan bu yaşa geldim hala evim arabam neden yok'' tarzında kendime hiç değil.
2 yıldır, 4500 kişinin çalıştığı bir kurumda çalışıyorum. sanırım bu 4500 kişinin kahir ekseri beni ismen ve cismen tanır. hepsinin kötü gününde yanında olmaya çalışmışımdır. bir çoğu için bütün kredimi ve şartları zorlayıp olmazı olur kılmışımdır. en tepe amirimden, en ast çalışan arkadaşlarıma kadar bir saç teli inceliğinde bile saygıda fark gözetmemişimdir. fakat işte hayatın genel gerçeği ''evin araban var mı?''

bugünlük yıkkınım. bugün yine bizim kaybettiğimiz bir gezegende yaşıyoruz. saçma sapan bir iyimserlikle söylemiyorum fakat sonunda biz kazanacağız. yahut günün sonunda hepimiz kendi yaptığımız beton binaların altında kalacağız. yahut birilerinin son model arabaları ruhumuzun üstünde geçe geçe bizi bedenen de parçalayacak. bu ki dünyanın sonudur.
fakat masmavi dünya güzellikle yeniden doğacak.

bir de her biji elvis presley. ne alakası var aq diyebilirsiniz demeyin. hal benim, ruh benim.
dikenlerin üstünde yürüyormuş gibiyim.
neye üzüleceğini şaşırmış bir halde etrafa gülücükler saçıp saklamaya çalışan ama psikolojisi darmadağın olmuş bir ruh hali.
yıllardır yalnız uyuyup yalnız uyanmaktan uyanasım gelmiyor artık. fakat salt sevişmek için ilişki biçimleri yaşamamak gibi de kati bir prensibim var uyguluyorum. kitap okumayan hiç bir insanla sevişmemek gibi de prensibim korunaklı duruyor kirletmedim. bu girinin sonu kitap okuyan qızlar eqlesine varmayacak pek tabii. fakat ne yalan söyleyeyim belli bir yaştan sonra yalnız uyuyup yalnız uyanma hali insanı lanetlenmiş hissetiriyor. yine de skimi keserim kasaba minnet etmem.

bir de ne diyor muhteşem insan ahmet kaya muhteşem bir şarkısında;

birazdan kudurur deniz
birazdan dalgaların sırtından
üst üste fışkıran rüzgarlar
bir intikam gibi saldırınca üstüne.
yüzüne şarkılar çarpar, yüzüne şiirler çarpar, ağlarsın
sen artık, sen artık buralarda duramazsın.

"artık sazın bağrı mı olur
kimsenin bilmediği bir ağrı mı
gider kendine gömülürsün
yoksa bu şehir bu sokaklar
seni alır kullanır seni alır kullanır
santim santim çürürsün."

bazen bir uçurum kalır
bazen de martıların ardından
velvele koparan bir leş kalır
bir intihar gibi puşt olunca sevdalar.
sırtını duvara yaslar, sırtını ağaca yaslar susarsın
sen artık hiçbir sözü, hiçbir sözü kaldıramazsın.

şimdi bir yeni sevda mı olur
kimsenin kapını çalmadığı bir inziva mı
tutar sıfırdan başlarsın
yoksa bu ilişkiler bu zaaflar
seni yiyip bitirir, seni yiyip bitirir
dirhem dirhem azalırsın...
nazım'ın tercümesiyle anlatmak istiyorum;

geçip gitmiş günler gelin
rakı için sarhoş olun
ıslıkla bir şeyler çalın
geberiyorum kederden

ilerdeki güzel günler
beni görmeyecek onlar
bari selam yollasınlar
geberiyorum kederden

başladığım bugünkü gün
yarıda kalabilirsin
geceye varmadan yahut
çok büyük olabilirsin
yaşadıklarımı, hissettiklerimi sürekli ama sürekli konuşarak çözümlediğim bir dönem vardı. sanırım 13-14 yaşında başlayıp 19 yaşına kadar devam eden uzun bir süre. karşıma sevdiğim ve güvendiğim bir insanı alıyor yüzyüzeyken saatlerce, yazışarak gecelerce anlatıyordum. boncukluhece kendini anlatırken kendimi bulmama sebep oldun diyenler de oluyordu, yaşadıkların, hissettiklerin cümlelerin kadar dokunaklı değil, sen söz ustasısın diyenler de. beni dinleyen insanlara karşı koşulsuz bir sevgim vardı lisedeyken. ilk aşkım da böylece tüm lise boyunca hep yüzümü çevirdiğim yerde durup beni dinleyen o kişiydi. hiçbir şey yapmayıp beni gecelerce dinliyor, bazen bir masanın kırık ayağına bakıp üzülmemi yadırgamıyor, bazen saçma sapan sebeplerle saatlerce gülüşüme eşlik ediyordu. haliyle hep konuşan hep anlatan benim için inanılmaz bir arkadaştı her şeyin ötesinde. sonra daha az anlatmaya başladım. bir süre yakın arkadaşlarımla sabahlamalı mutfak masalarında anlatsam da ne eskisi gibi anlatabiliyor ne de beni büyük bir aşkla dinleyen insanlar buluyordum etrafımda. zamanla az konuşan bir insana evrildim, daha az konuşan ama yine de yazabilen biriydim en azından, yazıyordum, mucize gibi. sabahlara kadar kağıtlara, mektup arkadaşlarıma, sosyal medya hesaplarına yazıyordum. böylece hala kendimi ifade edebilmenin güzelliği devam ediyordu. ne güzeldi, şimdi ne konuşabiliyor ne eskisi gibi yazabiliyorum sözlük. attila ilhanın o buruk dizesinde kalakaldı sanki hayat. “şenlik dağıldı, bir acı yel kaldı bahçede yalnız.”
  • /
  • 7
İletisim | Kullanım Şartları | Sözlük Kuralları | Sosyal Projeler | Facebook | Twitter | İnstagram
İletişim: info@narsozluk.org
Reklam: reklam@narsozluk.org