aslanmican

Durum: 2131 - 0 - 0 - 0 - 17.09.2019 17:21

Narhane: 3897 - (nar)sist yazar

1 yıl önce kayıt oldu. 4. Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 214

sözlüğe bok atmak

gidiyorum. son girimdir. hoşça kalın.

ilk köpeğinizin ismi

başlığı ekşiden arakladım. üzerine de içimde kabuğu kopan bazı yaralarım ve üzerine de konuşasım vardı yaptım bunu. pişman değilim.

leydi. iskoç çoban köpeği, koli cinsi muhteşem bir hayvandı. halk arasında bilinen ismiyle lassie cinsi köpek. 10 yaşımdaydım. o zamanlar ablamlarla yaşıyordum. ablam ilk çocuğuna hamileydi. evde fısır fısır, bebek doğunca köpeği vereceklerini konuşuyorlardı bana çaktırmadan annemle ablam. komşular falan gelince de bahsi açılıyordu fısır fısır. ben çıldırıyordum hüzünden. köpek yıllardır bizimleydi, bebekse yeni doğacaktı. bebeği vermeliydik köpek kalmalıydı mutlaka. bu hakikati büyükler neden anlamıyor diye gecelerce uyuyamadığım oluyordu.
sonra bebek doğdu. on yaşında çocuğun bile içine tarifsiz bir yeğen sevgisi doluyor ilk gördüğünde yeğenini. o güzelliği ilk gördüğümde sanırım büyük olmaya ilk adımımı atmıştım.

aradan 16 yıl kadar geçti. benim şımarık zengin yeğen annesine dünya kadar para verdirip golden cinsi bir köpek aldırmıştı. 1 hafta içinde köpeğe bakamayacaklarını anladılar. o zamanlar ben de haliyle ayrı bir eve çıkmıştım. dedim bana verin elime mi yapacak. yapıştı. ismini alf koydum. bir gün öğlene kadar yemek yemedi diye ölüyor sandım. taksiler bizi almadı, rahat 4 km falan veterinere kucağımda taşıdığımı biliyorum. dünyada tariflenmiş ve tariflenecek en güzel sevgi bağlarından biri gelişmişti alf'le aramızda. fakat işte hiç bir sevgi terk etmenin önüne bend değil. 4 sene sonra sonsuzluğa uyudu alf. onu çok özlüyorum.

o günden beri sokakta dayanışma içine girdiğim yüzlerce güzel hayvanın hala başını bu konuyla ağrıtırım. başlığı görünce sizi de bu zulme maruz bırakmaktan kendimi alamadım.

önsezi

kesinlikle doğa üstü hiç bir durumla ilgisi olmayan durumdur. olay küçücük verileri iyi bir zekayla harmanlayıp resmin parçalarını birleştirmekte saklıdır.

gecenin şiiri

özleyen

gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde,
sen nerdesin, ey sevgili, yaz günleri nerde!
dağlar ağarırken konuşurduk tepelerde,
sen nerde o fecrin ağaran dağları nerde!

akşam, güneş artık deniz ufkunda silindi,
hulyâ gibi yalnız gezinenler köye indi,
ben kaldım, uzaklarda günün sesleri dindi,
gönlümle, hayâlet gibi, ben kaldım o yerde.

yahya kemal beyatlı

ayrılık

taraflar için korkunç bir dönemin adıdır. yahut en azından bir taraf için. en az ilişkinin ilk günleri kadar korkunçtur. ilişkinin ilk günlerinde de dediğimi yanlış anlar mı? ilk günlerde elimi kolumu nereye koysam? kaç numaralı bakışımı atsam? ayy bu hareketi bana ne kadar itici geliyor yolun başında bıraksam mı? gibi durumlar gerer ha gerer insanı. tabii ayrılık zamanı geldiğinde bu günler bile gözünüze küçük cennet ışıkları gibi görünür.

yahya kemal çok güzel söyler, ''bir bitmeyecek şevk verirken beste, bir tel kopar ahenk ebediyyen kesilir''

şairin bahsettiği bu evrene geçiş yaptıysanız ilişkide cehennemin küçük bok gibi ateşleri kalbinizden akan benzini harlamaya başladı demektir. bilmezsiniz ki bunlar daha iyi günleriniz.
zaten bir süre sonrasının acıları tarifsizdir. şunun da farkında değilsinizdir ki hıyarın ve insanın nasıl yüzde doksanı sudan oluşuyorsa, o an çektiğiniz acının da yüzde doksanı korkudan oluşmaktadır. sosyolog ve psikolog dostlarımız varsa lütfen o evrede neden bu kadar çok korktuğumuz hususunda bizi aydınlatsınlar.

ayrılık acılarından şu halde baya uzağım. gerçi en son o güzel insanla muhteşem yıllarımızın geçtiği ankara'yı haberlerde görüp de günlerce yemeden içmeden kesileli 5-6 ay oluyor. acilde gözümü serumla açtığım günkü zavallılık hissiyatının hücrelerimdeki izi hala bir sızıdır.

bu acıyı bir zamanlar en dibinden doruğuna kadar yaşamış bir dostunuz olarak bir kaç tavsiyem var. yaşadığınız şehri terk etmeyin. ben yaptım çözüm değil. korkmayın diyemeyeceğim fakat bir şekilde korkularınızı yönetmeyi öğrenmeniz gerekiyor. acılı şarkılar dinlemeyin fazla. veya ara ara dinleyip göz yaşlarınızı boşaltın. göz yaşı tıbben en iyi antidepresanlardan biridir. çok zorda kalmadıkça doktara gitmeyin. torbacıdan beter oluyor ibneler o evrelerde. torbacılara da fazla gitmenizi önermem.
en önemlisi sıkıştığınız zavallılık hissinden çıkın. simyacıların kurşunu altına dönüştürme çabası gibi siz de acılarınızı güce dönüştürmeye bakın.

üzerine bir de bugüne kadar yapılmış en güzel ayrılık şarkılarından birini bırakayım beter olun. ara ara beter olunmakta fayda vardır bu süreçte. gözlerinizi tekrar hayata ve yeni bir insana açtığınız zaman bu acılar size tecrübe gıdaları olacak. ve eski hatalarınızdan uzak çok güzel bir yeni yaşam başlayacak.

sen soğuk kış güneşine bakarken
çöl ateşi yakacak beni
mesafelere dolanacak iklimler
ayrı ayrı yerlerde başka insanlar
başka nefesler

bir yaban gül dikeniyle kan oturdu ellerime
kötü şeyler olacakmış öyle bir his içimde
ellerinle saklama terkeden gözlerini
önce gözler bırakırmış sevgilinin ellerini

geldi geldi vakti geldi
geldi kondu dudağına
pek yakıştı hırçınlığına
bekletme beni söyle
ayrılık ne zaman

ölüm bile yıkamazdı böyle bildik sevgimizi
çöl kumundan bir kaleymiş dokununca yıkılıverdi
geldi geldi vakti geldi
geldi kondu dudağına
pek yakıştı hırçınlığına
bekletme beni söyle
ayrılık ne zaman

akp parti binası önünde eyleme izin verilmemesi

günlerdir bir soru sosyal medyayı sallıyor. çocukları pkk elinde olan anneler hdp önünde eylem yapıyor da, çocukları fetö elinde harcanan anneler hangi parti önünde eylem yapsın?

bugün çocukları askeri lisede okurken ağırlaştırılmış ömür boyu ceza alan bir grup anne akp önünde eylem yapmak istemiş. polisin sert müdahalesiyle karşılaşmışlar.

tarihin en paradoksal sorunlarını komik biçimlerde çözmeye çalışıyoruz. bir gün toplum olarak tekrar akla ve rasyonaliteye koşacağız diye umut okyanusları taşardı bir süre önceye kadar içimde. artık küçük bir deniz tuzu bile kalmadı bu kanıya dair hiç bir yerimde.

truva savaşı

marks'ın ''tarihteki her savaş iktisadi temellidir'' sözünü haklı çıkartan olaydır. evet tarihteki bütün savaşlar ve soykırımlar mülk paylaşımı temellidir. fakat biz maymunların bunu meşruulaştırmak için din, milliyet ve benzeri gibi kutsal soslara ihtiyacımız vardır.

truva savaşı da bu minvalde bir savaştı. esas ama ege denizinin hakimiyetidir. truvalılar koynumuzdan avrad kaçırdı, gidelim onların analarını avradlarını çok fazla skelim biz de edebiyatı sadece olayın sosudur.

mezar ziyareti

allah herkesin acısına yardım etsin, yakınlarını kaybetmiş herkese sabırlar dilerim ama benim anlamsız bulduğum eylemselliktir. 36 yılda babamın mezarına gitmişliğim 3 veya 4 falandır.

fakat hayatımın aşkının başkenti ankara'da, ankara'yı ve hayatımdan bütün mutlulukları terk ettiğim gece yapmıştım böyle bir ziyaret. 5 litrelik dikmen şarabıyla 1500 yıl evvel yitirdiğimiz şair imrul kays'ın mezarına gitmiş vedalaşmış ağlamıştım. ve şu şiiri okumuştum.

atların lisanını bilirim
kadınların gizli tarifesini
itin hergelenin biriyim
muhabbet tellâllarına göre

kalmadı yatmadığım hane
üryan girmediğim bahçe
imru'l kays'ı öldüren zehir
bana da sunuldu kaç kere

doludizgin geçtim yesrib'i
mekke'yi kona göçe
görmek için şairin ülkesini
indim kadim yemen'e

yemen : mısır ketenine
nakşedilmiş bir kaligrafi :
yüz bin sağmal deve
bir o kadar soru işareti

yemen : çölün eteğine
serilmiş bir pösteki :
yüz bini çini kâse
bir o kadar cırcırböceği

kahvenin yeşilini severim
sütün çivit mavisini
halden anlamazın biriyim
hayal tacirlerine göre

necid bir kök hatmi
aden bir dal defne
gözlerim şakaklarıma çekilir
güneş batarken kızıldeniz'e

nicedir dudaklarımda gezinir
cemal süreya'nın iki dizesi :
"iki şey : aşk ve şiir
bunlar kuşkuyla çiftleşir"

boynundan sarkan gümüş zincir
sol kulağındaki pagan küpe
yine kays'ı ele verir
dünyaya tekrar geri gelse

her aşk bir şehir
gibi şiirin gri tipisine gizlenir
bir gün benim de kalbim
ankara'da idam edilir

geceye bir söz bırak

bir an gelip de küllenince
yüreklerimiz dinlenince
başka sevgilerde teselli bulunca
iste biz o gün düşüneceğiz

etrafımızı sarıverecek
bir boşluk ki asla bitmeyecek
herşey bir anda anlamsız gelecek
işte biz o gun tükenecegiz
işte biz o gun tükeneceğiz...

bir de masum değiliz hiç birimiz.

kayseri

savulun, cesaret, inanç ve içtenlikle öveceğim. kayseri merkez itibarıyla güzel ve düzenli bir şehirdir. baktığınız her yerden tarih fışkırır. tabii şehrin ortasına yarraktan daha çirkin şekilde dikilen hilton otelini saymazsak böyledir. yahut o hiç bir ske yaramayan travmay kenti berlin duvarı gibi ayırmasa daha iyi olacaktı.

muhteşem bir türküye de ismini veren gesi bağlarına giderseniz kendinizi sürekli reklamları yapılan alaman köylerinden daha otantik bir yerde bulursunuz. hayatımın aşkı olan kadını yıllar önce ilk orada öpmüş olmamın bu övüşümün içinde hiç bir payı yoktur. zaten şimdi artık hayatımın aşkı olan kadın mı, yıldızlar mı, gesi bağları mı daha uzak bilemiyorum.
toki gesi'nin de anasını sikti sikiyor.com zaten son yıllarda. orada otostop çekerek, kah yürüyerek köylüleri evlerini satmamaya iknaya çalışan muhteşem bir dayıyla tanışmıştım. ellerinden öperim.

ağırnas'a giderseniz kendinizi yer yüzündeki en muhteşem mimari kentte bulursunuz. mimar sinan'ın doğduğu yerdir zaten. artık sokakları çöplükten geçilmiyor.

her köyünde harkulade ermeni mimarisi kliseler bulabilirsiniz. nerede şimdi o ermeni kardeşlerimiz? wallah billah soykırım neyin yapmamışmışız.

bütün içtenliğim ve samimiyetimle söylüyorum ki iç anadolu'yu bir defa ön yargısız ve gönül gözüyle gezin. bence seveceksiniz.

not: antakyalıyım.
  • /
  • 214
  • /
  • 113

ilk köpeğinizin ismi


önsezi


akp parti binası önünde eyleme izin verilmemesi


truva savaşı


mezar ziyareti


geceye bir söz bırak


nasa'nın ayda keşfettiği açıklanamayan yarık


büyüdün bebeğim


kadere inanmak


acı yüreğimden beynime sızar


  • /
  • 113

türkiye'de eğitim

marketlerde ucuza satılan ambalajlı ürünler gibidir.

mesela üzerinde "portakallı kek" yazan bir ürünün ambalajına bakarsınız. içinde %1 oranında "portakal suyu aroması" vardır. bizim eğitim sistemimiz de böyle. bilgiyi sıkıp sıkıp ufaladıktan sonra sulandırıyor ve bize bu suyu içiriyor.

yeni script ne zaman gelecek

tüm sorunları mı bir köşeye bırakıp, sözlüğe giriş yapmaya çalıştıktan sonra aklıma gelen bir soru.

sözlüğe giriş yapmayı denedim, mutfağa gidip bira aldım hala sözlüğe girişimi başaramamıştım. evet tüm yetkilileri davet ediyorum, ne zaman gelecek len?

aslanmican

son günlerde tek başına sözlüğü sırtlanan arslan yürekli riçırd.

hastane kokusu

insanı hasta eden kokudur. hasta olmayan kisi bile burada bu kokuya maruz kaldıkça hasta olur.

waterloo savaşı

sürgündeki adadan kaçan napolyon,tekrar ordu kurar.bunu gören diğer devketler de savaş açar ve 2 taraf belçika'nın waterloo kasabasında karşı karşıya gelir.napolyon'un ordusu bu savaşta yerle bir olur.

napolyon ise savaştan sonra tekrar sürgüne gönderildi.

waterloo savaşı

ingiltere-prusya ittifakı ile fransa arasında 1815 haziran'ında, napolyon öncülüğündeki fransa'nın mutlak mağlubiyeti ile sonuçlanan muharebe.

avrupada 23 yıl süren silahlı çatışmanın sonunu getirmiştir.

bir milli yalan yazın

bir milli yalan yazın

bir milli yalan yazın

evli olmanın en güzel tarafı

elin oğluyla sabaha kadar gezebiliyorsun. hatta aynı yatakta uyuyorsun ve kimse karışmıyor. hatta yasal olduğu için çocuk bile yapabiliyorsunuz*

Toplam entry sayısı: 2131

ayasofya kilisesi

6. yüzyılda bizans imparatorluğunun kasası parayla taşmaktadır. dönemin imparatorunun kafasında bu parayla kostantinopolis'i yenilemek fikri vardır. lakin şehir zaten yenidir.
tam bu sırada dönemin imparatoruna başarısız bir 15 temmuz darbesi yetişir. vandallar şehri yakarlar. imparator bu isyanı bastırır, muhalifleri temizler. şehri de yep yeni bir hale getirerek adını tarihe yazdırır. anlayacağınız dönemin imparatoru için bu ayaklanma dört dörtlük bir allahın lutfu olur.
aslında neron döneminde roma'nın yanması da aynı hikayedir. şehri neron'un bizzat kendisinin yaktırdığı daha sonra ortaya çıkmıştır.
ayasofya klisesi o dönem yapılmış bir ibadethanedir.

gerçekler her zaman devrimcidir. ayasofya klisesi tartışmasında ise gerçekler gün gibi açıktır. bu yapı hristiyan kardeşlerimizin ibadethanesidir. kimsenin malına çökmek onuru olan kimseye yakışmaz, hele ki müslüman dostlarımıza hiç yakışmaz.
bu yapıyla ilgili gerginlikleri azaltacak en doğru çözümü cumhuriyet hükümeti bulmuştur.
bu çağda, müslümanların yeteri kadar ibadethanesi varken, popülist hezeyanlarla eski yaraları kaşımanın manâsı yoktur.

arkadaşın ölümü

ben bütün canlıları severim. ama beraber vakit geçirmekten haz ettiğim sadece iki insan var yaşamda. ukelalık gibi olacak ama o kadarcık kusuruma bakmayın artık bir de ben üç. bundan çok memnun değilim ama yazık ki ben bir süre daha hayattayım.

bugün o en çok sevdiğim iki dostumdan birini kaybettim. ben kimsenin yanında ağlayamam, bu anonim platformlar hariç pek kimseye derdimi de anlatmam. yanında ağlayabildiğim bir kaç insandan birini kaybettim ben bugün. vefatını öğrenir öğrenmez içimden hemen onu arayıp dertleşmek geçti. nasıl bencil bir insanım ben yahu.

2007'den beri her şeyim olmasa da, bir çok şeyimdi hüseyin benim. arabaya atlar uzun uzun tatillere çıkardık. delikanlılıkta sayısız kavgaya dalmışlığımız var onunla, ve tabii sayısız dayak da yemişliğimiz.

ben küfür etmeyi bilmezdim de sevmezdim de onunla tanışmadan önce. o çok küfür ederdi ve yakışırdı da ona küfür etmesi. bir yolculuğumuzda çok kızdırdı beni. ağza alınmayacak küfürlerle sövmüştüm ona. durdu durdu ''ahlakını skym senin memo, ne pis ağzın var senin'' dedi. küfür etmeyi öğrendiğim insanın bana bunu söylerken ki tatlılığı her zaman aklıma geldikçe güldürmüştür beni, şu anda bile göz yaşlarımın içinde o anımız gülüyor.
otlakçı bir insan değildi hüseyin. ama benim sigara paketimden, elimde içtiğim su şişesine kadar otlanmaya bayılırdı. buna çok sinirlendiğim olurdu arada. o zamanlarda meşhur sakinleştirme cümlelerini yazıyorum;

''memo hani abd'li bir aktör vardı, adı neydi onun? (bruce wilis'i kast ediyor) sen ona acaip benziyorsun''

bunu dediklerini yer ve sakinleşirdim.

bunun sonraları bir gün evleneceği tuttu. gerçekten de çok iyi bir eş ve baba oldu. eşi de bana çok iyi bir ablaydı her zaman. onlar benim güçlü sığınağımdı. benim babam ben doğmadan ölmüş, hüseyin gerektiği zaman öyle güçlü bir insandı ki, bana da az babalık etmemiştir sağ olsun. hala sağ olsun çıkıyor gayrı ihtiyari ağzımdan ama bugün babamın öldüğü yaşta öldü hüseyin.

5 ay önce dünya tatlısı bir kız çocuğu daha olmuştu. o günden beri başında dönmelerle ağrıların dans ettiğinden dert yanıyordu. ben de ona diyordum ki ''oğlum yeni beben oldu normaldir, pskikolojik olarak olur böyle şeyler. en fazla panik ataktır sendeki. bir ara bir nöroloğa baktırırız.''

beş ay bana başının ağrıdığını neredeyse iki güne bir söyledi durdu. 3 güne bir çalıştığım hastaneye ya çayımı içmeye, ya da bir yakınını muhayeneye getirirdi. kulağından tutup da sokmadım hüseyinimi bir nörolog muhayenesine.

on gün kadar önce kaynanasını getirmişti hastaneye. bundan on lira para istedim. normalde cebinde akrep vardır vermez, kaynanası yanında diye utandı verdi. otomatik makinadan kahve aldım o parayla, son bir kahve kalmıştı makinede, hüseyinime de çay aldım. ben kahveyi içtikçe ''lan memo ne kadar güzel koktu o kahve'' dedi durdu. ben de gözüne soka soka gıcık vererek içtim o kahveyi. sonra günlerce vicdan azabını çektim bunun. dört gün önce yine gelmişti yanıma. hastanede kahve bulamadım ona ikram edecek.

3 gün önce eşi aradı. önce istifrağ etmiş. hastaneye yetiştirmişler. beyin kanaması geçiriyormuş. ameliyat falan derken yoğun bakımda yatıyordu hüseyin'im. doktorlar eşine ''her an her şeye hazırlıklı olun'' dedi.

ben ise ''yenge bu doktor cahilliğinden böyle konuşuyor, hüseyinim kalkacak merak etme'' dedim. kadını o neşeli ve umutlu haliylen bıraktım.

bugün sabah vefat etti hüseyinim. oysa ben o uyandıktan sonra en iyi fizik tedavi uzmanından, konuşma terapistini bile hazırlamıştım.

seni hiç unutmayacağım hüseyinim. zaten sen unutulacak adam değildin. söz veriyorum çok geç kalmayacağım ben de. gelince kahveler söz veriyorum benden. on liranın üzerini cebe atmıştım, onu da helal et olum artık.

pucca

askerde erat arasında gelenektir yeni devre askerlere şafak kaç diye sorulur. bunu soran usta asker adı gibi bilmektedir aslında karşısındaki acemi askerin şafağının comollokoluğunu. saf asker cevaplar ''460'' soruyu soran alır eline sazı, ''460 neeyy lann, adam mı öldürdün sen ki 460''
bu davranış anladığım kadarıyla askerler arasında kendilerini rahatlatma davranışıdır. kuş kadar psikoloji ve sosyoloji bilgimle bunu çözümlemeye kalkışmayacağım.

bugün kendisinin 5.5 yıl hapis cezasına çarptırıldığını öğrenenince, ne yapmış bu kadın adam mı öldürmüş dediğim kadındır. kanaatimce paylaşımlarının hoş görülecek hiç bir yanı yok. ama yani ne yapmış da bu kadın 5.5 yıl ceza almış, adam mı öldürmüş? banka mı soymu?

adam öldürenlerin, uyuşturucu baronlarının, ana muhalefet partisi lideri yakmaya çalışanların 5.5 gün hapis yatmadığı bir hukuk eko sistemi içindeyiz.

istanbul'da 803 bin oyla kaybetmekten hiç bir şey anlamamışsın akp demek istiyorum. bir belediye başkanı mitinginde neden 100 binler ''hak, hukuk, a da let'' diye bağırır diye kendi kendine soruyor musun? bence sormuyorsun zira her geçen gün bu konuda kendi ayağına sıkmakla meşgulsün. korkarım bu yollsa hukuku da geri dönülmez biçimde kevgire çevirdin, bizi de.

kol düğmeleri

barış manço'nun en ruha dokunan şarkılarından biridir. burada "ruha dokunmak" nitelemesi çok klişe olabilir fakat benim üzerimde yarattığı etki tam olarak budur.
barış abinin her şeye rağmen kadri kıymeti tam olarak da bilinmediğini düşündüğüm şarkısıdır. büyük usta bu eserde, kol düğmeleri üzerinden yaşanan bir aşk ve ayrılığı eşsiz biçimde anlatmaktadır. harika bir soyutlama örneğidir. benzerini bob dylan yapınca nobel edebiyat ödülü alıyor.

benzer hazin bir hikayenin izleri bende de mevcuttur. bundan uzun yıllar evvel çok sevdiğim bir varlık babasından hatıra bir çift kol düğmesini bana hediye etmişti. o zaman kıymetini anlamamıştım bu hediyenin. kol düğmeleri denen olayın gömlekten bağımsız da satılan bir çift aksesuar olduğunu yeni öğrenmiştim. meğer zaten ömür boyunca beraber olacağımız sanrısından böyle değerli bir hediyeyi layık görmüş. ayrılırken sadece bir tekini verdim ona. bir tekinin bende kalmasına izin vermesi ömrümde biçilmiş en büyük onur payelerden biridir.
bu da böyle bir hikayemdir.

cern deneyine 50 kuruşluk deneyle rakip olan öğretmen

geçenlerde sözlüğümüze evimde amatör olarak solucan deliği yapma çalışmalarımla nasıl cern'e rakip olduğum konusunda mizahi bir yazı yazdım. inanın ki yayınlamadan önce üç defa düşündüm o yazıyı. dost var düşman var, anlayan var anlamayan var, bir kişi ciddiye alır da gerçekten aklımı kaçırdığımı düşünürse hiç iyi olmaz diye düşündüm.

bu diplomasında öğretmen yazan şahıs hiç mi utanmıyor bu yaptığıyla ulusal basına malzeme olmaya? gerçi zamanın ruhu utanmazlıktır. ve bu bizi küresel ısınmadan daha önce yok edecek.

arkadaşın ölümü

ben bütün canlıları severim. ama beraber vakit geçirmekten haz ettiğim sadece iki insan var yaşamda. ukelalık gibi olacak ama o kadarcık kusuruma bakmayın artık bir de ben üç. bundan çok memnun değilim ama yazık ki ben bir süre daha hayattayım.

bugün o en çok sevdiğim iki dostumdan birini kaybettim. ben kimsenin yanında ağlayamam, bu anonim platformlar hariç pek kimseye derdimi de anlatmam. yanında ağlayabildiğim bir kaç insandan birini kaybettim ben bugün. vefatını öğrenir öğrenmez içimden hemen onu arayıp dertleşmek geçti. nasıl bencil bir insanım ben yahu.

2007'den beri her şeyim olmasa da, bir çok şeyimdi hüseyin benim. arabaya atlar uzun uzun tatillere çıkardık. delikanlılıkta sayısız kavgaya dalmışlığımız var onunla, ve tabii sayısız dayak da yemişliğimiz.

ben küfür etmeyi bilmezdim de sevmezdim de onunla tanışmadan önce. o çok küfür ederdi ve yakışırdı da ona küfür etmesi. bir yolculuğumuzda çok kızdırdı beni. ağza alınmayacak küfürlerle sövmüştüm ona. durdu durdu ''ahlakını skym senin memo, ne pis ağzın var senin'' dedi. küfür etmeyi öğrendiğim insanın bana bunu söylerken ki tatlılığı her zaman aklıma geldikçe güldürmüştür beni, şu anda bile göz yaşlarımın içinde o anımız gülüyor.
otlakçı bir insan değildi hüseyin. ama benim sigara paketimden, elimde içtiğim su şişesine kadar otlanmaya bayılırdı. buna çok sinirlendiğim olurdu arada. o zamanlarda meşhur sakinleştirme cümlelerini yazıyorum;

''memo hani abd'li bir aktör vardı, adı neydi onun? (bruce wilis'i kast ediyor) sen ona acaip benziyorsun''

bunu dediklerini yer ve sakinleşirdim.

bunun sonraları bir gün evleneceği tuttu. gerçekten de çok iyi bir eş ve baba oldu. eşi de bana çok iyi bir ablaydı her zaman. onlar benim güçlü sığınağımdı. benim babam ben doğmadan ölmüş, hüseyin gerektiği zaman öyle güçlü bir insandı ki, bana da az babalık etmemiştir sağ olsun. hala sağ olsun çıkıyor gayrı ihtiyari ağzımdan ama bugün babamın öldüğü yaşta öldü hüseyin.

5 ay önce dünya tatlısı bir kız çocuğu daha olmuştu. o günden beri başında dönmelerle ağrıların dans ettiğinden dert yanıyordu. ben de ona diyordum ki ''oğlum yeni beben oldu normaldir, pskikolojik olarak olur böyle şeyler. en fazla panik ataktır sendeki. bir ara bir nöroloğa baktırırız.''

beş ay bana başının ağrıdığını neredeyse iki güne bir söyledi durdu. 3 güne bir çalıştığım hastaneye ya çayımı içmeye, ya da bir yakınını muhayeneye getirirdi. kulağından tutup da sokmadım hüseyinimi bir nörolog muhayenesine.

on gün kadar önce kaynanasını getirmişti hastaneye. bundan on lira para istedim. normalde cebinde akrep vardır vermez, kaynanası yanında diye utandı verdi. otomatik makinadan kahve aldım o parayla, son bir kahve kalmıştı makinede, hüseyinime de çay aldım. ben kahveyi içtikçe ''lan memo ne kadar güzel koktu o kahve'' dedi durdu. ben de gözüne soka soka gıcık vererek içtim o kahveyi. sonra günlerce vicdan azabını çektim bunun. dört gün önce yine gelmişti yanıma. hastanede kahve bulamadım ona ikram edecek.

3 gün önce eşi aradı. önce istifrağ etmiş. hastaneye yetiştirmişler. beyin kanaması geçiriyormuş. ameliyat falan derken yoğun bakımda yatıyordu hüseyin'im. doktorlar eşine ''her an her şeye hazırlıklı olun'' dedi.

ben ise ''yenge bu doktor cahilliğinden böyle konuşuyor, hüseyinim kalkacak merak etme'' dedim. kadını o neşeli ve umutlu haliylen bıraktım.

bugün sabah vefat etti hüseyinim. oysa ben o uyandıktan sonra en iyi fizik tedavi uzmanından, konuşma terapistini bile hazırlamıştım.

seni hiç unutmayacağım hüseyinim. zaten sen unutulacak adam değildin. söz veriyorum çok geç kalmayacağım ben de. gelince kahveler söz veriyorum benden. on liranın üzerini cebe atmıştım, onu da helal et olum artık.

aslanmican

herkese selam ederim arkadaşlar. aslında sözlük ortamlarında baya yeni sayılırım. bir buçuk sene önce instela'da yazmaya başladım. ruhuma gerçekten bir terapi gibi geldi bu eylem. bir süre sonra, oradaki ortamın baya kalitesizleşmesi sonucu uludağ'a taşındım. o kadar yüksek bir cinsel enerjisi var ki sözlüğün, fularımı kirlenmekten zor kurtarıp kaçtım. ekşisözlükte bu platform için iyi şeyler okuyunca hesap açmak istedim. takip ettiğim kadarıyla nitelikli bir ortam. şimdi ben eski yazılarımdan da yardım alarak, yeni evimi güzelleştirmeye uğraşacağım. umarım beğenerek okursunuz.

ayasofya kilisesi

6. yüzyılda bizans imparatorluğunun kasası parayla taşmaktadır. dönemin imparatorunun kafasında bu parayla kostantinopolis'i yenilemek fikri vardır. lakin şehir zaten yenidir.
tam bu sırada dönemin imparatoruna başarısız bir 15 temmuz darbesi yetişir. vandallar şehri yakarlar. imparator bu isyanı bastırır, muhalifleri temizler. şehri de yep yeni bir hale getirerek adını tarihe yazdırır. anlayacağınız dönemin imparatoru için bu ayaklanma dört dörtlük bir allahın lutfu olur.
aslında neron döneminde roma'nın yanması da aynı hikayedir. şehri neron'un bizzat kendisinin yaktırdığı daha sonra ortaya çıkmıştır.
ayasofya klisesi o dönem yapılmış bir ibadethanedir.

gerçekler her zaman devrimcidir. ayasofya klisesi tartışmasında ise gerçekler gün gibi açıktır. bu yapı hristiyan kardeşlerimizin ibadethanesidir. kimsenin malına çökmek onuru olan kimseye yakışmaz, hele ki müslüman dostlarımıza hiç yakışmaz.
bu yapıyla ilgili gerginlikleri azaltacak en doğru çözümü cumhuriyet hükümeti bulmuştur.
bu çağda, müslümanların yeteri kadar ibadethanesi varken, popülist hezeyanlarla eski yaraları kaşımanın manâsı yoktur.

güven sözlük

sol framesi sadece anket dolu başlıklar olan sözlüktür. en sevdiğiniz turşu, en sevdiğiniz yemek, en sevdiğiniz bilmemne.
bilgiye dayanan üç beş tanımsa vikiden falan kopyala yapıştırdır.
zaten aklı başında yazarları 15 gün zor dayanıp kaçarlar. benim gibi sabırla belki bir kalite yaratırım diyen insanlar da büyük terbiyesiliklere uğrarlar.

zaten yüz yazar mevcudunun 51'i feyk hesaptır. böyle sözlükçülük olmaz.

sözlüğü iki satır eleştirseniz, sizden habersiz şifrenizi değiştirirler. girilerinizi silme cesaretleri yoktur. sözlüklerinin ne kadar küçük bir yer olduğu bilinsin istemezler.

ve şu an 1028 girim benden izinsiz olarak orada duran sözlüktür.

seçmen sandıkta ne mesaj verdi

hdp olmadan bu ülke siyasetinde denklem kurulamaz. insanları onlarca yıl cezaevlerine atmakla, halk sindirilemez.

bir de, özellikle ekrem imamoğlu şahsında, artık bağırmaya tahamülü olmadığını gösterdi. sandıkta faşizmi gerileten her siyasi partiden arkadaşı selamlıyorum.

tunceli belediyesi'nin dersim kararı

bir ilin belediye kapısına gerçek isminin yazılması eylemidir. hakikat, hukuk ve özgürlüğün ülkemizi böleceğini düşünen kim varsa haaa skkttrrnnn diyorum. her kim bu saçma uyduruk aşgının esiriyse haaa skktrr diyorum.

bu girimi silecekseniz beni sözlükten de aynı saniye itibarıyla atın.

aym'nin ayasofya'nın ibadete açılmasını görüşecek olması

toplumların ahlakı yoktur. varsa birey ahlakı diye bir şeyden söz edilebilir ancak. özgürlüğün olmadığı coğrafyalarda birey ahlakı da oldukça güdük kalır.
sevgili teist dostlarım? hristiyan kardeşlerimizin emeğiyle , parasıyla yaptıkları bir ibadethaneyi güç kullanarak cami'ye dönüştürmenin adını bana söyler misiniz?
hadi yaptın ve 400 sene burayı cami olarak kullandın helali hoş olsun sana. cumhuriyet'in ilk yıllarında halklar arasında sorun çıkmasın diye harika bir çözümle burası müze yapılmıştır. ne atatürk döneminde, ne de inönü döneminde camiler ahır olarak kullanılmamıştır. cami cemaatine yetecek kadar ibadethane o zaman da vardı. yani o devrin ilerici siyasetçileri, imar rantı adına halkı allah adıyla kandırmamışlar ve gereğinden fazla cami yapmamışlardır sadece.
bugün cami cemağatinin bilmem kaç katı ibadethane varken, kayseri şivesiyle söylüyorum böyle bir olayı hangi akla hizmeten dallahlıyorsun? yeterince gerginlik ve kutuplaşmamız yok mu zaten?

halkların demokratik partisi

6.5 milyon seçmeninden biriyim. bugün batı illerinin çoğunda (adana ve mersin'de ilçe belediyeleri kazanacaktır) hdp seçmeni kimi isterse belediye başkanı o aday olacaktır. fakat maşallah parti liderleri hdp için ağzını açıyor terörö, kapatıyor terörö. hdp bugüne kadar hiç bir onursuz siyaset anlayışı içinde var olmamıştır. fakat batı illerinden aday çıkartmama kararı bu ortamda onursuz bir siyasetsizliktir.

chp, mersin'de vahap seçer diye halk arasında tefeci olarak bilinen bir kapitalist iş adamını aday gösterdi. değil hdp yönetimi, mezardan lenin kalksa bu adama oy ver dese oy vermem.

benim hdp'li olma nedenlerimden biri de ekoloji politikalarındaki tutarlılıktır. istanbul'da yaşasam neden bir mütahite oy verecekmişim ki? hele ki chp yönetimi hiç bir hdp'li yöneticiyle yan yana gelmeyecek kadar korkak bir siyaset güdüyorken, ben neden politik kişiliğimi ayaklar altına alayım?

karşı cinsle tokalaşmayan insan

insan diyebilir miyiz bilmiyorum fakat primat olduğu konusunda uzlaşabiliriz. ömrü hayatımda bir kaç defa başıma gelmişliği vardır. insan onuru taşıyan herkes gibi kendimi yerin dibinde hisettim. düşünsenize insanlığın binlerce yıldır birbirlerinin dostu olduklarına dair geliştirilen masum bir ritüel karşısında uzattığınız elin karşılığını bulamıyoruz. yani biz düşman mıyız? şayet bu masum ritüelden o kişinin bana erotik duygular besleyeceğine dair bir endişesi varsa doktora gitsin. benim ona karşı bir el sıkışmasından günah şeyler düşüneceğim hissi varsa yine doktora gitsin.

bu davranışın iyi bir dindar davranışı olduğu kanaatinde de değilim. islam her şeyden önce sosyal bir dindir. son yıllardaki her şeyi abartıp, biçimsel hale getiren, özden alabildiğine koparan maymun davranışıdır.

selahattin demirtaş

edebiyatçı, ressam, müzisyen ve hdp lideridir. bianet haber sitesine verdiği mülakattan bazı bölümleri paylaşıyorum;

2015 genel seçimlerinde muğla mitinginizde, “ahmet kaya'yı gizli gizli dinlediğiniz gibi selahattin demirtaş'ı da dinlediğinizi biliyoruz” gibi bir pankart vardı. sizce de, size hem çok kızıp hem de gizlice izliyorlar mı?

bana kızanların beni izlediklerini sanmıyorum. izleselerdi kızmazlardı. kızanlar, beni tam izlemeden önyargı sahibi olanlardır. onlara saygı duyuyorum. herkes beni izlemek veya sevmek zorunda değil. ama oy vermeyi düşünmeyen milyonların izleyip sevdiğini biliyorum. kimi gizli (platonik :)) kimi açıktan sevip izliyor halen

avrupa birliği süreci gibi konular yeniden demokratikleşmeye neden olabilir mi?

girdiği kabın şeklini almakta zorlanmayan pragmatizim esaslı ve omurgasız bir siyasetin nereye evrileceğini kestirmek zor. ama herkesin daha ağır baskılara hazırlıklı olmasında yarar var.

cezaevinde olmasaydınız şu anda politik anlamda nerede olurdunuz?

kehanette bulunmak gibi bir niyetim yok ama nerede mücadele varsa orada olurdum. şimdilik zindanlarda mücadele var ve buradayım

başta kendi çocuklarınız olmak üzere, türkiyeli çocuklar için nasıl bir ülke hayal ediyorsunuz?

hayal etmiyorum sadece, bunun için mücadele de ediyorum. her insanın, doğanın bir parçası olarak eşit, özgür, barış içinde yaşadığı bir yeryüzü için mücadele ediyorum.
İletisim | Kullanım Şartları | Sözlük Kuralları | Sosyal Projeler | Facebook | Twitter | İnstagram
İletişim: info@narsozluk.org
Reklam: reklam@narsozluk.org