aslanmican

Durum: 2005 - 97 - 21 - 4 - 17.08.2019 00:52

Narhane: 3673 - (nar)sist yazar

1 yıl önce kayıt oldu. 4. Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 201

mehmet akan

ülkemizde genel olarak 15 sene büyük başarıyla canlandırdığı bizimkiler dizisindeki ''sabri bey'' rolüyle tanınır. bir çok başarılı ve tiyatro camiasında saygınlığı olan tiyatro eserleri yazmıştır.

fakat benim için en önemli rolü müjde ar'ın baş rolünde oynadığı ''teyzem'' filmindeki tacizci üvey baba rolüdür. kanaatimce bu performansı bir abd filminde sergileseydi aynı yıl hem altın küre hem de oscar'ı kucaklardı.

ışıklar içinde yatsın.

korku

bir iç güdü durumudur. hatta yaşamda kalmak için olmazsa olmaz bir iç güdü durumudur. en sağlıklı ruh hali bu iç güdüyü yönetmeyi öğrenerek güdü seviyesine getiren ruh halidir.

ipek mendil

hemen hemen her gece dinlediğim türküdür. esas itibarıyla celal oğlan diye bir asker gence babaanesinin ağıdıdır. sivas yöresinden bir eserdir. bu gece ciğerimden yayılarak her tarafımı ayrı dağlamaktadır.

benim kimsenin genç ölmemesini dilerken bile boğazım düğümleniyor. peki buna rağmen insanlar bir birlerini nasıl yok edebiliyor. akıl alacak şey değil.

nasıl edek nereye gidek
derdimizi kime diyek
suçu yalnız insan sevmek
gülüm oy oy yavrum oy oy...

erdal özyağcılar

bu kalibrede bir tiyatro ve sinema oyuncusu avrupa'da yaşasaydı üzerine en az 50 kitap yazılırdı. şatolarda oturuyor olurdu ve hatta ulusal onur ünvanı falan verilirdi. bir çok tiyatro oyununda canlı izlemekten şeref duyduğum bir ustadır.

sinemamızda da ilk önemli denebilecek karakter rolü kapıcılar kralındaki hacer'in abisidir. usta o küçük rolü bile öyle bir üstüne giymiştir ki yolda yanınızdan o halde geçse cüzdan sağlam mı diye cebinizi yoklarsınız.
kibar feyzo'da abaza ama iyi niyetli karakter zulfo'dur. yine postacı filminde asabi alamancı lütfü. züğürt ağada ''kekeç salman'' yılanların öcünde ''haceli''

ve tabii televizyonda, elveda rumeli dizisinde ramiz, bizimkilerde şükrü, ve şehnaz tangoda muhsin.

böyle sanatçılarımız iyi ki ülkemizde doğmuş diye sevinsem mi, yoksa üzülsem mi kararsızım.

yap işlet devret

devletin kalkınması için halka mucize olarak sunulan ucube kurumdur. ismi lugatlarda sistem olsa da son 20 yılda halkı milyar milyar soymanın kurumsallığı haline getirilmiştir.

bu sistem devletin veya halkın kalkınması için bir mucize olmasa da siyasi iktidarların yandaş mütahitlerini semir semir semirtmesi için mucizedir. mucizeye bakın ki bu sistem içine girene kadar çaycıya bile borçlu olan şirketler çok kısa sürede dünyanın en büyük 100 şirketi arasında yer alırlar. maşallah allah daha çok versin ama gözümüz yok diyemiyorum, zira para bizden sömürüldüğü için gözümüz var. para bizden çalınıyor diye bir ifade kullanamamaktayım. zira bu kat be kat faiş sömürü tamamen yasal.

malum kişi meydanlarda imf'ye allah kuruş borcumuz yoktur diyor ve bu doğrudur. ama bugün kimsenin şefaflık gibi bir derdi olmadığı için bu şirketlere ne kadar borçluyuz tam olarak bilmiyoruz. hatta eylül, ekim ayı gibi çaresiz çağırılacak imf'nin bile bu borç karmaşası içine girmek istemediği konuşulmaktadır.

ercan yazgan

kadri kıymeti bilinmemiş, geçen yıl yitirdiğimiz sinema ve tiyatro sanatçımızdır. hepimizin çocukluğunda ''kapıcı cafer'' ve ''memnun kaygısız'' olarak bir eli, izi olan güzel insandır.

bizimkiler dizisinde çok kısık ıslıkla çaldığı meşhur ''ipek mendil'' türkümüzdür.
sadık gürbüz yahut ilyas salman'dan en az bir kere dinlemenizi ivedilikle tavsiye ederim.
büyük ustayı bu gece hüzünle yad ediyorum.

ipek mendil dane dane
yuğdular serdiler güle
ana oğlunu yuğdular
başucunda döne döne
gülüm oy oy yavrum oy oy

abadi

bizimkiler dizisinde dunkof halis'in köpeğinin adı.

yozgat sürmelisi

müzik bilgesi ve alimi nida tüfekçi'nin modern zamanlara armağınıdır. bir çok büyük usta tarafından seslendirilmiştir. genelde müslüm babadan dinlesem de bugün neşet babanın sazını tüm tüm yutasım geldi.

sadece aşağıdaki sözler bile anadolu'nun salt bir coğrafya değil, muhteşem bir aşk başkenti olduğunun ispatıdır. koskocaman muhteşem bir şiir başkenti hatta. bu halde bok etmek bizim zamanımızın bir becerisi oldu.

kaşın çeğmelenmiş kirpik üstüne
havada buludun ağdığı gibi
çiğ düşmüş de gül sineler ıslanmış
yağmurun güllere yağdığı gibi...

doğu perinçek

abdullah öcalan için ''türkiye cumhuriyetinin safına geçti'' diyen bir acayibimsi. bu önermenin bin de biri tespitlerde bulunan yüzlerce hdp'li siyasetçi neden cezaevinde peki? bu ülkede kaç çeşit hukuk var ve kaç çeşit kişiye, siyasetçiye özel uygulanmakta sorusunu akıllara getiren şahıstır.

yazarların yalnızlık dereceleri

bizimkiler dizisindeki, sabri beyin eşi ayla hanımı seksi bulacak derecede.
  • /
  • 201
  • /
  • 108

mehmet akan


ipek mendil


abadi


yazarların yalnızlık dereceleri


iyimser bir gül


evde çıplak dolaşmak


bizimkiler


tıp biliminde iğne sorunsalı


brian de palma


şengül hablemitoğlu


  • /
  • 108

şerif gören

yol ile altın palmiye almış, sinemamızın değerli simgelerinden biridir.

filmlerinde her zaman toplumun kanayan yaralarına değinmiş ve mükemmel eserler ortaya koymuştur. filmlerindeki ana karakter her zaman ezilen diye tabir ettiğimiz, çektiği acıların haddi hesabı olmayan insanlar olmuştur.

toplumcu gerçekçilik akımı filmlerinde dibine kadar hissedilir.


yönetmenlikteki başarısını endişe'ye borçludur. endişe ile hatrı sayılır gişe yapmış ve pek çok ödül kazanmıştır.

teselli sözleri

samimiyet ihtiva etmeyen sözlerdir. dinleyen kişiye çoğu zaman gereksiz gelir. zaten iki türlü durum vardır. teselli etmeye çalışacak olan arkadaş ya aynı veya benzeri bir durum yaşamıştır ya da yaşamamıştır. yaşamışsa çok dil dökmesinin bir anlamı yok. yaşamamışsa zaten konuşma klişelerden öteye geçemez. kısacası teselli kelimesi de içi doldurulmaya çalışılan boşaltılmış enkazlardan biri.

ben ilişki insanı değilim ya diyen erkek

sevgili emma bovary'ın de dediği gibi hem iyi bir insan değilim diyen hem de seni üzerim ben diyen erkek sözüdür.
efendim bu erkeklere baka baka harcanan zamanın aslında boşa olduğunu anlamak için kırılma gerektirir sonra uzaktan dönüp baktığında sevgisizliğe doymayan aç bir kalp vardır,bırakınız. kimse kimsenin rehabilitasyon merkezi ya da içten getiremediği sevmeyi öğreteceği durağı değildir. adını koyamadığınız sevgilerin, kalıpsızlığına alıştığınız durumlarınız kimsenin umuduyla oynanmamasına göstereceğiniz saygıya sahip olduğunuz olgunluğa eriştiğinde insan olabilme yolundaki ilerlemenize eş olarak belki konuşulmaya değer olabilirsiniz. bu zaman dilimine kadar bırakın büyüsün bu erkekler.

şaşırtan nar sözlük özel mesajları

hanımefendi size dokunacak ne söyledim de öyle bir entry girdiniz?
kadınlara saçma bir şekilde saydırması bir dokundurma sebebi ya da sıkıntı değildi tabii.

güçlü kadın olma takıntısı

günümüz şartların getirdiği durumda olacağın en iyi (adını takıntı koyacaksak illa ki) takıntı, amaç, istektir.
kadın ya da erkek fark etmez kimsenin vicdanına kalmadan, acılarını reklam yapmadan maddi ve manevi açılardan kendi kendine yetmeyi öğrenmen gerekir. yüzyıllardır erkekler kendilerini toplumda böyle var ettiler kadın güçlü olunca bunu isteyince mi adı takıntı oldu, püü cinsiyetçiliğin gözü kör olsun.

yaşam enerjinizi öldüren insan

adam akıllı bir şey anlatırken “boşver ya geçer” diyen insan.harbi mi ya, ciddi misin, geçer mi. bak biz bunu bilmiyorduk eyvallah,,

beğendiğin çocuğun gay çıkması

bir kadının başına gelebilecek en kötü 2.olay,, bakışırsınız ama gün sonunda “şey çok hoş kızsın ama ben gayim “ cümlesi ile kafada çakan şimşekler , kırılan tabaklar ve kapanış.

proje arıyorum

çeşitli fidan, meyve ve sebze ekimi gibi etkinliklerle gençler doğaya yönlendirilmeli. etrafımdan gördüğüm kadarıyla yaş ilerledikçe insanların toprağa ilgisi artıyor. ileride bu konuyla alakalı bir yönelimleri olursa ufakta olsa bilgilerinin olması güzel olabilir.

vay kurban

bir (bkz:ahmed arif) şiiri.

dağlarının, dağlarının ardı,
nazlıdır.
uçurum kıyısında incecik bir yol
gider dolana - dolana,
bir hastan vardır, umutsuz,
belki ayşe, belki elif
endamı kuytuda başak,
memesinin, memesinin altında,
bir sancı,
bir hayın bıçak...

ölüm bu,
fıkara ölümü
geldim, geliyorum demez.
ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü,
ya da seher, mahmurlukta,
bakarsın, olmuş olacak.
bir hastan vardı umutsuz,
hasreti uykularda,
hasreti soğuk sularda.
gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri,
iki mavi, kocaman korku çiçeği,
açar, derin kuyularda...

dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur.
hiç akıl edip de düşünen var mı?
gün kimin hesabına tutar akşamı,
rahmetinden kim demlenir bulutun,
hayırlı evlat makina
nasıl canavar kesilir.
kurdun, karıncanın rızkını veren
toprak nasıl ayartılır,
yüz vermez topal öküze,
ve almaz koynuna kara sabanı.

sepetçioğlu'm kömür işçisidir,
mavzer değil, kürek tutar urfalı nazif
mal, haraç - mezattır,
can, pazar - pazar.
kırmızı, ak ve esmer,
yumuşak ve sert buğdaları
yaratan ellerin sahibidir bu,
kör boğaz, nafaka uğruna,
haldan düşmüş, tebdil gezer...

dağlarının, dağlarının ardı
nasıl anlatsam...
ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz.
çırılçıplak,
vay kurban...
"kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda."
yiğitlik, sen cehennem olsan bile
fedayı kabul etmektir,
cennet yapabilmek için seni,
yoksul ve namuslu halka.
bu'dur ol hikayet,
ol kara sevda.

seni sevmek,
felsefedir kusursuz.
imandır, korkunç sabırlı.
ip'in, kurşun'un rağmına,
yürür pervasız ve güzel.
sıradağları devirir,
akan suları çevirir,
alır yetimin hakkını,
buyurur, kitabınca...

gün ola, devran döne, umut yetişe,
dağlarının, dağlarının ardında,
değil öyle yoksulluklar, hasretler,
bir tek başak tanesi bile dargın kalmayacaktır,
bir tek zeytin dalı bile yalnız...
sıkıysa yağmasın yağmur,
sıkıysa uyanmasın dağ.
bu yürek, ne güne vurur...
kaçar damarlarından karanlık,
kaçar, bir daha dönemez,
sunar koynunda yatandan,
hem de mutlulukla sunar
beynimizin ışığında yeraltı.

her mevsim daha genç, daha verimli,
sunar, pırıl - pırıl, sebil,
ömrünün en güzel aşk hasadını,
elimizin hünerinde yeryüzü.
dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar,
bir'e on, bir'e yüz'le akşama gebe
şafakla doğan işgücü.
yalanım yok, sözüm erkek sözüdür,
ol kitapta böyle yazılıdır,
ol sevda, böyledir çünkü...

ahmet kaya

cogu sarkisinin bestesi kendisine ait olan muazzam otesi bir sanatci.

Toplam entry sayısı: 2005

ayasofya kilisesi

6. yüzyılda bizans imparatorluğunun kasası parayla taşmaktadır. dönemin imparatorunun kafasında bu parayla kostantinopolis'i yenilemek fikri vardır. lakin şehir zaten yenidir.
tam bu sırada dönemin imparatoruna başarısız bir 15 temmuz darbesi yetişir. vandallar şehri yakarlar. imparator bu isyanı bastırır, muhalifleri temizler. şehri de yep yeni bir hale getirerek adını tarihe yazdırır. anlayacağınız dönemin imparatoru için bu ayaklanma dört dörtlük bir allahın lutfu olur.
aslında neron döneminde roma'nın yanması da aynı hikayedir. şehri neron'un bizzat kendisinin yaktırdığı daha sonra ortaya çıkmıştır.
ayasofya klisesi o dönem yapılmış bir ibadethanedir.

gerçekler her zaman devrimcidir. ayasofya klisesi tartışmasında ise gerçekler gün gibi açıktır. bu yapı hristiyan kardeşlerimizin ibadethanesidir. kimsenin malına çökmek onuru olan kimseye yakışmaz, hele ki müslüman dostlarımıza hiç yakışmaz.
bu yapıyla ilgili gerginlikleri azaltacak en doğru çözümü cumhuriyet hükümeti bulmuştur.
bu çağda, müslümanların yeteri kadar ibadethanesi varken, popülist hezeyanlarla eski yaraları kaşımanın manâsı yoktur.

arkadaşın ölümü

ben bütün canlıları severim. ama beraber vakit geçirmekten haz ettiğim sadece iki insan var yaşamda. ukelalık gibi olacak ama o kadarcık kusuruma bakmayın artık bir de ben üç. bundan çok memnun değilim ama yazık ki ben bir süre daha hayattayım.

bugün o en çok sevdiğim iki dostumdan birini kaybettim. ben kimsenin yanında ağlayamam, bu anonim platformlar hariç pek kimseye derdimi de anlatmam. yanında ağlayabildiğim bir kaç insandan birini kaybettim ben bugün. vefatını öğrenir öğrenmez içimden hemen onu arayıp dertleşmek geçti. nasıl bencil bir insanım ben yahu.

2007'den beri her şeyim olmasa da, bir çok şeyimdi hüseyin benim. arabaya atlar uzun uzun tatillere çıkardık. delikanlılıkta sayısız kavgaya dalmışlığımız var onunla, ve tabii sayısız dayak da yemişliğimiz.

ben küfür etmeyi bilmezdim de sevmezdim de onunla tanışmadan önce. o çok küfür ederdi ve yakışırdı da ona küfür etmesi. bir yolculuğumuzda çok kızdırdı beni. ağza alınmayacak küfürlerle sövmüştüm ona. durdu durdu ''ahlakını skym senin memo, ne pis ağzın var senin'' dedi. küfür etmeyi öğrendiğim insanın bana bunu söylerken ki tatlılığı her zaman aklıma geldikçe güldürmüştür beni, şu anda bile göz yaşlarımın içinde o anımız gülüyor.
otlakçı bir insan değildi hüseyin. ama benim sigara paketimden, elimde içtiğim su şişesine kadar otlanmaya bayılırdı. buna çok sinirlendiğim olurdu arada. o zamanlarda meşhur sakinleştirme cümlelerini yazıyorum;

''memo hani abd'li bir aktör vardı, adı neydi onun? (bruce wilis'i kast ediyor) sen ona acaip benziyorsun''

bunu dediklerini yer ve sakinleşirdim.

bunun sonraları bir gün evleneceği tuttu. gerçekten de çok iyi bir eş ve baba oldu. eşi de bana çok iyi bir ablaydı her zaman. onlar benim güçlü sığınağımdı. benim babam ben doğmadan ölmüş, hüseyin gerektiği zaman öyle güçlü bir insandı ki, bana da az babalık etmemiştir sağ olsun. hala sağ olsun çıkıyor gayrı ihtiyari ağzımdan ama bugün babamın öldüğü yaşta öldü hüseyin.

5 ay önce dünya tatlısı bir kız çocuğu daha olmuştu. o günden beri başında dönmelerle ağrıların dans ettiğinden dert yanıyordu. ben de ona diyordum ki ''oğlum yeni beben oldu normaldir, pskikolojik olarak olur böyle şeyler. en fazla panik ataktır sendeki. bir ara bir nöroloğa baktırırız.''

beş ay bana başının ağrıdığını neredeyse iki güne bir söyledi durdu. 3 güne bir çalıştığım hastaneye ya çayımı içmeye, ya da bir yakınını muhayeneye getirirdi. kulağından tutup da sokmadım hüseyinimi bir nörolog muhayenesine.

on gün kadar önce kaynanasını getirmişti hastaneye. bundan on lira para istedim. normalde cebinde akrep vardır vermez, kaynanası yanında diye utandı verdi. otomatik makinadan kahve aldım o parayla, son bir kahve kalmıştı makinede, hüseyinime de çay aldım. ben kahveyi içtikçe ''lan memo ne kadar güzel koktu o kahve'' dedi durdu. ben de gözüne soka soka gıcık vererek içtim o kahveyi. sonra günlerce vicdan azabını çektim bunun. dört gün önce yine gelmişti yanıma. hastanede kahve bulamadım ona ikram edecek.

3 gün önce eşi aradı. önce istifrağ etmiş. hastaneye yetiştirmişler. beyin kanaması geçiriyormuş. ameliyat falan derken yoğun bakımda yatıyordu hüseyin'im. doktorlar eşine ''her an her şeye hazırlıklı olun'' dedi.

ben ise ''yenge bu doktor cahilliğinden böyle konuşuyor, hüseyinim kalkacak merak etme'' dedim. kadını o neşeli ve umutlu haliylen bıraktım.

bugün sabah vefat etti hüseyinim. oysa ben o uyandıktan sonra en iyi fizik tedavi uzmanından, konuşma terapistini bile hazırlamıştım.

seni hiç unutmayacağım hüseyinim. zaten sen unutulacak adam değildin. söz veriyorum çok geç kalmayacağım ben de. gelince kahveler söz veriyorum benden. on liranın üzerini cebe atmıştım, onu da helal et olum artık.

pucca

askerde erat arasında gelenektir yeni devre askerlere şafak kaç diye sorulur. bunu soran usta asker adı gibi bilmektedir aslında karşısındaki acemi askerin şafağının comollokoluğunu. saf asker cevaplar ''460'' soruyu soran alır eline sazı, ''460 neeyy lann, adam mı öldürdün sen ki 460''
bu davranış anladığım kadarıyla askerler arasında kendilerini rahatlatma davranışıdır. kuş kadar psikoloji ve sosyoloji bilgimle bunu çözümlemeye kalkışmayacağım.

bugün kendisinin 5.5 yıl hapis cezasına çarptırıldığını öğrenenince, ne yapmış bu kadın adam mı öldürmüş dediğim kadındır. kanaatimce paylaşımlarının hoş görülecek hiç bir yanı yok. ama yani ne yapmış da bu kadın 5.5 yıl ceza almış, adam mı öldürmüş? banka mı soymu?

adam öldürenlerin, uyuşturucu baronlarının, ana muhalefet partisi lideri yakmaya çalışanların 5.5 gün hapis yatmadığı bir hukuk eko sistemi içindeyiz.

istanbul'da 803 bin oyla kaybetmekten hiç bir şey anlamamışsın akp demek istiyorum. bir belediye başkanı mitinginde neden 100 binler ''hak, hukuk, a da let'' diye bağırır diye kendi kendine soruyor musun? bence sormuyorsun zira her geçen gün bu konuda kendi ayağına sıkmakla meşgulsün. korkarım bu yollsa hukuku da geri dönülmez biçimde kevgire çevirdin, bizi de.

kol düğmeleri

barış manço'nun en ruha dokunan şarkılarından biridir. burada "ruha dokunmak" nitelemesi çok klişe olabilir fakat benim üzerimde yarattığı etki tam olarak budur.
barış abinin her şeye rağmen kadri kıymeti tam olarak da bilinmediğini düşündüğüm şarkısıdır. büyük usta bu eserde, kol düğmeleri üzerinden yaşanan bir aşk ve ayrılığı eşsiz biçimde anlatmaktadır. harika bir soyutlama örneğidir. benzerini bob dylan yapınca nobel edebiyat ödülü alıyor.

benzer hazin bir hikayenin izleri bende de mevcuttur. bundan uzun yıllar evvel çok sevdiğim bir varlık babasından hatıra bir çift kol düğmesini bana hediye etmişti. o zaman kıymetini anlamamıştım bu hediyenin. kol düğmeleri denen olayın gömlekten bağımsız da satılan bir çift aksesuar olduğunu yeni öğrenmiştim. meğer zaten ömür boyunca beraber olacağımız sanrısından böyle değerli bir hediyeyi layık görmüş. ayrılırken sadece bir tekini verdim ona. bir tekinin bende kalmasına izin vermesi ömrümde biçilmiş en büyük onur payelerden biridir.
bu da böyle bir hikayemdir.

cern deneyine 50 kuruşluk deneyle rakip olan öğretmen

geçenlerde sözlüğümüze evimde amatör olarak solucan deliği yapma çalışmalarımla nasıl cern'e rakip olduğum konusunda mizahi bir yazı yazdım. inanın ki yayınlamadan önce üç defa düşündüm o yazıyı. dost var düşman var, anlayan var anlamayan var, bir kişi ciddiye alır da gerçekten aklımı kaçırdığımı düşünürse hiç iyi olmaz diye düşündüm.

bu diplomasında öğretmen yazan şahıs hiç mi utanmıyor bu yaptığıyla ulusal basına malzeme olmaya? gerçi zamanın ruhu utanmazlıktır. ve bu bizi küresel ısınmadan daha önce yok edecek.

arkadaşın ölümü

ben bütün canlıları severim. ama beraber vakit geçirmekten haz ettiğim sadece iki insan var yaşamda. ukelalık gibi olacak ama o kadarcık kusuruma bakmayın artık bir de ben üç. bundan çok memnun değilim ama yazık ki ben bir süre daha hayattayım.

bugün o en çok sevdiğim iki dostumdan birini kaybettim. ben kimsenin yanında ağlayamam, bu anonim platformlar hariç pek kimseye derdimi de anlatmam. yanında ağlayabildiğim bir kaç insandan birini kaybettim ben bugün. vefatını öğrenir öğrenmez içimden hemen onu arayıp dertleşmek geçti. nasıl bencil bir insanım ben yahu.

2007'den beri her şeyim olmasa da, bir çok şeyimdi hüseyin benim. arabaya atlar uzun uzun tatillere çıkardık. delikanlılıkta sayısız kavgaya dalmışlığımız var onunla, ve tabii sayısız dayak da yemişliğimiz.

ben küfür etmeyi bilmezdim de sevmezdim de onunla tanışmadan önce. o çok küfür ederdi ve yakışırdı da ona küfür etmesi. bir yolculuğumuzda çok kızdırdı beni. ağza alınmayacak küfürlerle sövmüştüm ona. durdu durdu ''ahlakını skym senin memo, ne pis ağzın var senin'' dedi. küfür etmeyi öğrendiğim insanın bana bunu söylerken ki tatlılığı her zaman aklıma geldikçe güldürmüştür beni, şu anda bile göz yaşlarımın içinde o anımız gülüyor.
otlakçı bir insan değildi hüseyin. ama benim sigara paketimden, elimde içtiğim su şişesine kadar otlanmaya bayılırdı. buna çok sinirlendiğim olurdu arada. o zamanlarda meşhur sakinleştirme cümlelerini yazıyorum;

''memo hani abd'li bir aktör vardı, adı neydi onun? (bruce wilis'i kast ediyor) sen ona acaip benziyorsun''

bunu dediklerini yer ve sakinleşirdim.

bunun sonraları bir gün evleneceği tuttu. gerçekten de çok iyi bir eş ve baba oldu. eşi de bana çok iyi bir ablaydı her zaman. onlar benim güçlü sığınağımdı. benim babam ben doğmadan ölmüş, hüseyin gerektiği zaman öyle güçlü bir insandı ki, bana da az babalık etmemiştir sağ olsun. hala sağ olsun çıkıyor gayrı ihtiyari ağzımdan ama bugün babamın öldüğü yaşta öldü hüseyin.

5 ay önce dünya tatlısı bir kız çocuğu daha olmuştu. o günden beri başında dönmelerle ağrıların dans ettiğinden dert yanıyordu. ben de ona diyordum ki ''oğlum yeni beben oldu normaldir, pskikolojik olarak olur böyle şeyler. en fazla panik ataktır sendeki. bir ara bir nöroloğa baktırırız.''

beş ay bana başının ağrıdığını neredeyse iki güne bir söyledi durdu. 3 güne bir çalıştığım hastaneye ya çayımı içmeye, ya da bir yakınını muhayeneye getirirdi. kulağından tutup da sokmadım hüseyinimi bir nörolog muhayenesine.

on gün kadar önce kaynanasını getirmişti hastaneye. bundan on lira para istedim. normalde cebinde akrep vardır vermez, kaynanası yanında diye utandı verdi. otomatik makinadan kahve aldım o parayla, son bir kahve kalmıştı makinede, hüseyinime de çay aldım. ben kahveyi içtikçe ''lan memo ne kadar güzel koktu o kahve'' dedi durdu. ben de gözüne soka soka gıcık vererek içtim o kahveyi. sonra günlerce vicdan azabını çektim bunun. dört gün önce yine gelmişti yanıma. hastanede kahve bulamadım ona ikram edecek.

3 gün önce eşi aradı. önce istifrağ etmiş. hastaneye yetiştirmişler. beyin kanaması geçiriyormuş. ameliyat falan derken yoğun bakımda yatıyordu hüseyin'im. doktorlar eşine ''her an her şeye hazırlıklı olun'' dedi.

ben ise ''yenge bu doktor cahilliğinden böyle konuşuyor, hüseyinim kalkacak merak etme'' dedim. kadını o neşeli ve umutlu haliylen bıraktım.

bugün sabah vefat etti hüseyinim. oysa ben o uyandıktan sonra en iyi fizik tedavi uzmanından, konuşma terapistini bile hazırlamıştım.

seni hiç unutmayacağım hüseyinim. zaten sen unutulacak adam değildin. söz veriyorum çok geç kalmayacağım ben de. gelince kahveler söz veriyorum benden. on liranın üzerini cebe atmıştım, onu da helal et olum artık.

aslanmican

herkese selam ederim arkadaşlar. aslında sözlük ortamlarında baya yeni sayılırım. bir buçuk sene önce instela'da yazmaya başladım. ruhuma gerçekten bir terapi gibi geldi bu eylem. bir süre sonra, oradaki ortamın baya kalitesizleşmesi sonucu uludağ'a taşındım. o kadar yüksek bir cinsel enerjisi var ki sözlüğün, fularımı kirlenmekten zor kurtarıp kaçtım. ekşisözlükte bu platform için iyi şeyler okuyunca hesap açmak istedim. takip ettiğim kadarıyla nitelikli bir ortam. şimdi ben eski yazılarımdan da yardım alarak, yeni evimi güzelleştirmeye uğraşacağım. umarım beğenerek okursunuz.

ayasofya kilisesi

6. yüzyılda bizans imparatorluğunun kasası parayla taşmaktadır. dönemin imparatorunun kafasında bu parayla kostantinopolis'i yenilemek fikri vardır. lakin şehir zaten yenidir.
tam bu sırada dönemin imparatoruna başarısız bir 15 temmuz darbesi yetişir. vandallar şehri yakarlar. imparator bu isyanı bastırır, muhalifleri temizler. şehri de yep yeni bir hale getirerek adını tarihe yazdırır. anlayacağınız dönemin imparatoru için bu ayaklanma dört dörtlük bir allahın lutfu olur.
aslında neron döneminde roma'nın yanması da aynı hikayedir. şehri neron'un bizzat kendisinin yaktırdığı daha sonra ortaya çıkmıştır.
ayasofya klisesi o dönem yapılmış bir ibadethanedir.

gerçekler her zaman devrimcidir. ayasofya klisesi tartışmasında ise gerçekler gün gibi açıktır. bu yapı hristiyan kardeşlerimizin ibadethanesidir. kimsenin malına çökmek onuru olan kimseye yakışmaz, hele ki müslüman dostlarımıza hiç yakışmaz.
bu yapıyla ilgili gerginlikleri azaltacak en doğru çözümü cumhuriyet hükümeti bulmuştur.
bu çağda, müslümanların yeteri kadar ibadethanesi varken, popülist hezeyanlarla eski yaraları kaşımanın manâsı yoktur.

güven sözlük

sol framesi sadece anket dolu başlıklar olan sözlüktür. en sevdiğiniz turşu, en sevdiğiniz yemek, en sevdiğiniz bilmemne.
bilgiye dayanan üç beş tanımsa vikiden falan kopyala yapıştırdır.
zaten aklı başında yazarları 15 gün zor dayanıp kaçarlar. benim gibi sabırla belki bir kalite yaratırım diyen insanlar da büyük terbiyesiliklere uğrarlar.

zaten yüz yazar mevcudunun 51'i feyk hesaptır. böyle sözlükçülük olmaz.

sözlüğü iki satır eleştirseniz, sizden habersiz şifrenizi değiştirirler. girilerinizi silme cesaretleri yoktur. sözlüklerinin ne kadar küçük bir yer olduğu bilinsin istemezler.

ve şu an 1028 girim benden izinsiz olarak orada duran sözlüktür.

seçmen sandıkta ne mesaj verdi

hdp olmadan bu ülke siyasetinde denklem kurulamaz. insanları onlarca yıl cezaevlerine atmakla, halk sindirilemez.

bir de, özellikle ekrem imamoğlu şahsında, artık bağırmaya tahamülü olmadığını gösterdi. sandıkta faşizmi gerileten her siyasi partiden arkadaşı selamlıyorum.

tunceli belediyesi'nin dersim kararı

bir ilin belediye kapısına gerçek isminin yazılması eylemidir. hakikat, hukuk ve özgürlüğün ülkemizi böleceğini düşünen kim varsa haaa skkttrrnnn diyorum. her kim bu saçma uyduruk aşgının esiriyse haaa skktrr diyorum.

bu girimi silecekseniz beni sözlükten de aynı saniye itibarıyla atın.

aym'nin ayasofya'nın ibadete açılmasını görüşecek olması

toplumların ahlakı yoktur. varsa birey ahlakı diye bir şeyden söz edilebilir ancak. özgürlüğün olmadığı coğrafyalarda birey ahlakı da oldukça güdük kalır.
sevgili teist dostlarım? hristiyan kardeşlerimizin emeğiyle , parasıyla yaptıkları bir ibadethaneyi güç kullanarak cami'ye dönüştürmenin adını bana söyler misiniz?
hadi yaptın ve 400 sene burayı cami olarak kullandın helali hoş olsun sana. cumhuriyet'in ilk yıllarında halklar arasında sorun çıkmasın diye harika bir çözümle burası müze yapılmıştır. ne atatürk döneminde, ne de inönü döneminde camiler ahır olarak kullanılmamıştır. cami cemaatine yetecek kadar ibadethane o zaman da vardı. yani o devrin ilerici siyasetçileri, imar rantı adına halkı allah adıyla kandırmamışlar ve gereğinden fazla cami yapmamışlardır sadece.
bugün cami cemağatinin bilmem kaç katı ibadethane varken, kayseri şivesiyle söylüyorum böyle bir olayı hangi akla hizmeten dallahlıyorsun? yeterince gerginlik ve kutuplaşmamız yok mu zaten?

halkların demokratik partisi

6.5 milyon seçmeninden biriyim. bugün batı illerinin çoğunda (adana ve mersin'de ilçe belediyeleri kazanacaktır) hdp seçmeni kimi isterse belediye başkanı o aday olacaktır. fakat maşallah parti liderleri hdp için ağzını açıyor terörö, kapatıyor terörö. hdp bugüne kadar hiç bir onursuz siyaset anlayışı içinde var olmamıştır. fakat batı illerinden aday çıkartmama kararı bu ortamda onursuz bir siyasetsizliktir.

chp, mersin'de vahap seçer diye halk arasında tefeci olarak bilinen bir kapitalist iş adamını aday gösterdi. değil hdp yönetimi, mezardan lenin kalksa bu adama oy ver dese oy vermem.

benim hdp'li olma nedenlerimden biri de ekoloji politikalarındaki tutarlılıktır. istanbul'da yaşasam neden bir mütahite oy verecekmişim ki? hele ki chp yönetimi hiç bir hdp'li yöneticiyle yan yana gelmeyecek kadar korkak bir siyaset güdüyorken, ben neden politik kişiliğimi ayaklar altına alayım?

karşı cinsle tokalaşmayan insan

insan diyebilir miyiz bilmiyorum fakat primat olduğu konusunda uzlaşabiliriz. ömrü hayatımda bir kaç defa başıma gelmişliği vardır. insan onuru taşıyan herkes gibi kendimi yerin dibinde hisettim. düşünsenize insanlığın binlerce yıldır birbirlerinin dostu olduklarına dair geliştirilen masum bir ritüel karşısında uzattığınız elin karşılığını bulamıyoruz. yani biz düşman mıyız? şayet bu masum ritüelden o kişinin bana erotik duygular besleyeceğine dair bir endişesi varsa doktora gitsin. benim ona karşı bir el sıkışmasından günah şeyler düşüneceğim hissi varsa yine doktora gitsin.

bu davranışın iyi bir dindar davranışı olduğu kanaatinde de değilim. islam her şeyden önce sosyal bir dindir. son yıllardaki her şeyi abartıp, biçimsel hale getiren, özden alabildiğine koparan maymun davranışıdır.

selahattin demirtaş

edebiyatçı, ressam, müzisyen ve hdp lideridir. bianet haber sitesine verdiği mülakattan bazı bölümleri paylaşıyorum;

2015 genel seçimlerinde muğla mitinginizde, “ahmet kaya'yı gizli gizli dinlediğiniz gibi selahattin demirtaş'ı da dinlediğinizi biliyoruz” gibi bir pankart vardı. sizce de, size hem çok kızıp hem de gizlice izliyorlar mı?

bana kızanların beni izlediklerini sanmıyorum. izleselerdi kızmazlardı. kızanlar, beni tam izlemeden önyargı sahibi olanlardır. onlara saygı duyuyorum. herkes beni izlemek veya sevmek zorunda değil. ama oy vermeyi düşünmeyen milyonların izleyip sevdiğini biliyorum. kimi gizli (platonik :)) kimi açıktan sevip izliyor halen

avrupa birliği süreci gibi konular yeniden demokratikleşmeye neden olabilir mi?

girdiği kabın şeklini almakta zorlanmayan pragmatizim esaslı ve omurgasız bir siyasetin nereye evrileceğini kestirmek zor. ama herkesin daha ağır baskılara hazırlıklı olmasında yarar var.

cezaevinde olmasaydınız şu anda politik anlamda nerede olurdunuz?

kehanette bulunmak gibi bir niyetim yok ama nerede mücadele varsa orada olurdum. şimdilik zindanlarda mücadele var ve buradayım

başta kendi çocuklarınız olmak üzere, türkiyeli çocuklar için nasıl bir ülke hayal ediyorsunuz?

hayal etmiyorum sadece, bunun için mücadele de ediyorum. her insanın, doğanın bir parçası olarak eşit, özgür, barış içinde yaşadığı bir yeryüzü için mücadele ediyorum.
İletisim | Kullanım Şartları | Sözlük Kuralları | Sosyal Projeler | Facebook | Twitter | İnstagram
İletişim: info@narsozluk.org
Reklam: reklam@narsozluk.org