aslanmican

Durum: 1738 - 38 - 11 - 8 - 23.05.2019 11:39

Narhane: 2910 - ya(nar) döner yazar

9 ay önce kayıt oldu. 4. Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 174

ekrem imamoğlu

akp'yi yaptığı her kötülükten dolayı affedebilirim fakat bana bir chp'liyi bu denli çok sevdirmesi kötülüğünü hiç bir zaman affedemeyeceğim. şu an burjuva siyaset denkleminin en düzgün insanıdır.
erdoğan geçenlerde kendisi için ''benim dengim değil'' diye bir beyanat verdi. buradan erdoğan'a şunu söylemek istiyorum, yanılıyorsunuz.
bir süre önceye kadar size karşı umut diye pazarlanan ince ve akşener'in siyaset sahnesinde size üstün bir çok yanı vardı. sizin kadar zeki insanlardı. sizden kat be kat entelektüellerdi. fakat onlarda sizde olmayan bir melaike vardı. halka güvenmiyorlardı. fakat bu imamoğlun'da her siyasetçide olması gereken alfabenin baş harfi olan halka sonuna kadar güvenme melaikesi var.
siz iktidarda 17 yıldır çok yıprandınız. ekonominin geldiği son felaket durum taraftarlarınızın bile sizden yüz çevirdiği gerçeğini açık seçik ortaya koyuyor. yeniyi yaratamıyorsunuz. şu an imamoğlu'na sizin taraftarlarınız bile chp adayı gözüyle bakmıyor. yeni, genç, samimi bir lider gözüyle bakıyor. bunları size ibrahim kalın söylüyor mu? sanmıyorum. bence kalın'ı kovun beni işe alın. süleyman soylu'nun yerine de göz kırpıyorum.

imamoğlu'nun gözüme çarpan tek handikabı, vasatın altı bir metin yazarı var. ekrem abi metin yazarını kov beni işe al.

iş göremezlik raporu parası

yasada 4'c'li, b'li falan bir ismi olsa da, bordorolu çalışanlar olarak hekimlerden belli süreliğine aldığımız sağlık raporu parasını kastediyorum.

normalde bu ücretler rapor bitiş tarihinden en geç bir hafta içinde yatmış olurdu. en son aldığım raporun üzerinden 2 haftayı aşkın bir zaman geçmesine rağmen param devlet tarafından bankaya gönderilmemiş durumda. seçim sathı mahalinden beri aynı sorunu yaşayan dostlar varsa yeşillendirmelerini rica ederim.

bu işte pis kokular alıyorum. ulan her kuşu sktiniz de, bir benim rapor param mı kaldı seçimi kazanacağınız?

3 kuruş para da olsa hakkımı helal ettmiiiyeeemm !!!

tunceli belediyesi'nin dersim kararı

bir ilin belediye kapısına gerçek isminin yazılması eylemidir. hakikat, hukuk ve özgürlüğün ülkemizi böleceğini düşünen kim varsa haaa skkttrrnnn diyorum. her kim bu saçma uyduruk aşgının esiriyse haaa skktrr diyorum.

bu girimi silecekseniz beni sözlükten de aynı saniye itibarıyla atın.

diyanet işleri başkanlığı

bu başlık üzerinden tüm dinlere mensup samimi dostlara seslenmek istiyorum. vatikan'dan ülkemize kadar, yüz yıllardır insanları allah adıyla kandırıp, milyar milyar kere o masumları soyanları, allah hiç çarpmadıysa gelin şu ateist olma fikrini değerlendirin bence.

aziz, mubarek ayda on binlerce insanımız mekke'de umrede. sanırım bir kaç sonra da yüz binlerce insanımız hac farizasını yerine getirmek için gidecekler. allah hepsinin ibadetini kabul etsin.
fakat neden diyanet işleri başkanlığı dindeki şu gerçeklikten bahsetmiyor? en büyük ibadet aç olan bir çocuğu doyurmaktır, üşüyen bir yoksulu giydirmektir. bugün insanlarımızın çok büyük oranı bilimsel olarak açlık sınırının kat be kat altında yaşıyor. dolar uçmuş gidiyor. tabii ki doların uçmasında hac ibadetini yerine getirenlerin suçu yok. fakat rica ederim, milyonlarca doları türkiye düşmanı bir saltanata bırakıp da burada vatan millet edebiyatı satmasınlar bize.

tabii ki bu konularda halkı doğru şekilde aydınlatmak diyanet yetkililerinin aklına gelmez. hz.peygamber ömrünü bir hırkayla geçirmişken, onlar başkanından müftüsüne klimalı mercedeslerinden inmezler. sahi o mercedeleri de milyonlarca avro vererek ithal ediyoruz değil mi? hepimiz aynı gemideyiz lakin hepimiz aynı mercedeste değiliz.

sardunyaya ağıt

can yücel'in muhteşem bir şiiridir. yenü türkü'nün ada müzikten çıkan ''buğdayın türküsü'' albümünde en az şiir kadar harika bir şekilde bestelenmiştir.
zalimler sanıyorsa çiçekler demire vurulunca zulüm payidar kalacak, hiç öyle sanmasınlar.

ikindiyin saat beşte
başgardiyan rıza başta
karalar bastı koğuşa
ıkindiyin saat beşte

seyre durduk tantanayı
tutuklayıp sardunyayı
attılar dipkapalıya
ikindiyin saat beşte

yataklık etmiş zaar
suçu tevatür ve esrar
elbet bir kızıllığı var
ıkindiyin saat beşte

dirlik düzenlik kurtulur,
müdür koltuğa kurulur
çiçek demire vurulur
ikindiyin saat beşte

canların gözü yaşta,
aklı idamlık yoldaşta,
yeşil ölümle dalaşta
ikindiyin saat beşte

türklerin ermeniler önünde diz çökeceği gün

trol provakasyonu başlıktır. fakat yine de şimdi adını hatırlamadığım ermeni bir şairin doğru sözünü bırakmak isterim. diyor ki o güzel insan;

''ey benim türk kardeşim, sen benim yüreğimdeki dikeni çıkartmaya uğraşsaydın, sen de ayağındaki dikenden kurtulurdun''

ysk gerekçeli kararı

yükseklerden gelen emirle o şeyi öyle şey etmek zorunda kaldık diye bir kaç cümle yazılsaydı dürüstlük daha az hasar alırdı.

tsk'ya er olarak giren generalliğe yükselebilecek

hadi her şeyi geçtim de arkadaş, dünyanın en sağlam hiyerarşik yapılarından biri olan tsk'nın yapısını bu kadar saçma şekilde oynayıp bu hallere düşürmeyi nasıl başardınız, niye yaptınız? tsk'da hiyerarşinin fena hallere düşmesi gerçekten de fetö'nün bu yapı içine yoğunluklu sızma zamanlarına rastlar. statü ve yasada baş çavuş olan bir personel, fetö hiyerarşinde subaylardan yüksekse, fiili olarak lider kabul ediliyordu.
bugün bu olay yıkıldı mı bilmiyorum. hala bağzı tarikatlere yakın olan alt derece subayların sözünün, yasada sorumluluğu olan lider personele üstlük edebildiği konusunda endişelerim mevcut.

bizim zamanızda ortaokuldan sonra bile tsk okullarına giriş çok zor bir süreçti. ve nispeten her kurumdan daha az torpil içerirdi.
daha sonrasında subay arkadaşlarımdan işittiğim kadarıyla ''kurmaylık'' sınavını kazanabilmenin, tıp fakültesini kazanmaktan daha zor olduğu kanaatine kapılmıştım. ve böyle de olması gerekliydi.

nereden nerelere geldik. bir yeri de iyi bırakaydınız olmaz mıydı yahu?

tarım devrimi

nee yanii şimdi bu bu başlığı açarak bana gönderme mi yapıonuz siz? laf mı sokmaya çalışıyorsunuz ufaktan? ''mican abii, sözlüğün en ihtiyar adamısın, hatırlarsın o yılları hadi bir anlat da dinleyelim mi diyorsunuz''

tarım devrimi olayı insanın kendi ayağına sıkmasıydı arkadaşlar. bilimsel anlamda ''devrim'' olarak adlandırılmaz bildiğim kadarıyla ''avcı toplayıcılık'' tan, tarım toplumuna geçiştir. tabii ki o zamana kadar dünyanın değişik yerlerine dağılmış insanlar, farklı zamanlar devrelerinde yemiştir bu boku.
tarım toplumuna geçene kadar insanlar ilkel komün bir şekilde gayet güzel yaşamaktaydı. emek eşitçe pay edilmekteydi. fakat tarım toplumuyla beraber mal biriktirme hastalığı baş gösterdi. biriktirme belası, birilerinin fazla malı, gücü hatta boş vakti olmasını getirdi.
devlet ve din belasını insanlık olarak başımıza dert etmemiz bu döneme rastlar. bu da ortalama 5000 yıl evvele dayanır.

merhaba ben fuat oktay sorularınızı yanıtlıyorum

yani gelse de sözlüğümüze bizim şapşik sorularımızı yanıtlasa pek iyi olacağını düşündüğüm başlıktır. fakat baştan uyarayım ''sen kimsin'' diyerek ötesini getiren sorular sormayın. zira kendisi dünya döndükçe allah başımızdan eksik etmesin cumhurbaşkanımızın tek yardımcısı ve de vekilidir.

benim ilk sorum şu olurdu;
''abi siz kimsiniz? mfö grubunda hiç çaldınız mı?''
  • /
  • 174
  • /
  • 97

iş göremezlik raporu parası


merhaba ben fuat oktay sorularınızı yanıtlıyorum


230 bin kişinin neci olduğunu ysk ya gönderdik


15 mayıs 2019 döviz satışlarına işlem vergisi getirilmesi


türkiye ekonomisini kurtarma yolları


seks grevi çağrısı


soykırım devam ediyor hala


peşiya male


çünkü çaldılar


kapitalizmle mücadele derneği


  • /
  • 97

bu yağmur

turgut uyar'ın necip fazıl ile ilgili kaleme aldığı bir yazıda incelediği şiirdir:

https://www.insanokur.org/necip-fazil-kisakurek-turgut-uyar/

mustafa yıldızdoğan'ın oğlunun bedelli askerlik yapması

cumhuriyet ve başka gazetelerin iddialarıdır. gerçekliği var mı bilmiyorum çünkü nereden öğrendiklerini yazmamışlar.

ama öyle bir şey varsa komik. trajikomik.

yıllardır şehit de, ölürüm türkiyem de sonra...

taş gibi kızı kültürsüz diye terk eden erkek

aşırı haklı erkektir. sonuna kadar destekliyorum.

kıllar deri evreninin ormanlarıdır

bir arkadaşım da doğal içliğim diyor. bu da mantıklı ama hangisini kabul edelim?

sadi güven

devlet bahçeli gibi yok hükmünde olan şahıs.

7 göbek chp'liyim ama yıldırım'a oy vereceğim

ya olmuyor kardeşim yapmayın işte. olsa vallahi oldu diyeceğim.
sıkmayın canınızı dalganıza bakın.
tanım: bir şey

idam getirilmeli mi

yazarları en çok ağlatan film sahneleri

al yazmalımın samet cemşide koşunca ilyasin yanından yürüyüp gitmesi.

cemal süreya okuyan erkek

cemal süreyayı sosyal medyada okuduğunuz bir iki dizesinden başka türlü bilmediğiniz için böyle bir başlık açılması beni şaşırtmadı.

aşkı en iyi anlatan film

Toplam entry sayısı: 1738

ayasofya kilisesi

6. yüzyılda bizans imparatorluğunun kasası parayla taşmaktadır. dönemin imparatorunun kafasında bu parayla kostantinopolis'i yenilemek fikri vardır. lakin şehir zaten yenidir.
tam bu sırada dönemin imparatoruna başarısız bir 15 temmuz darbesi yetişir. vandallar şehri yakarlar. imparator bu isyanı bastırır, muhalifleri temizler. şehri de yep yeni bir hale getirerek adını tarihe yazdırır. anlayacağınız dönemin imparatoru için bu ayaklanma dört dörtlük bir allahın lutfu olur.
aslında neron döneminde roma'nın yanması da aynı hikayedir. şehri neron'un bizzat kendisinin yaktırdığı daha sonra ortaya çıkmıştır.
ayasofya klisesi o dönem yapılmış bir ibadethanedir.

gerçekler her zaman devrimcidir. ayasofya klisesi tartışmasında ise gerçekler gün gibi açıktır. bu yapı hristiyan kardeşlerimizin ibadethanesidir. kimsenin malına çökmek onuru olan kimseye yakışmaz, hele ki müslüman dostlarımıza hiç yakışmaz.
bu yapıyla ilgili gerginlikleri azaltacak en doğru çözümü cumhuriyet hükümeti bulmuştur.
bu çağda, müslümanların yeteri kadar ibadethanesi varken, popülist hezeyanlarla eski yaraları kaşımanın manâsı yoktur.

arkadaşın ölümü

ben bütün canlıları severim. ama beraber vakit geçirmekten haz ettiğim sadece iki insan var yaşamda. ukelalık gibi olacak ama o kadarcık kusuruma bakmayın artık bir de ben üç. bundan çok memnun değilim ama yazık ki ben bir süre daha hayattayım.

bugün o en çok sevdiğim iki dostumdan birini kaybettim. ben kimsenin yanında ağlayamam, bu anonim platformlar hariç pek kimseye derdimi de anlatmam. yanında ağlayabildiğim bir kaç insandan birini kaybettim ben bugün. vefatını öğrenir öğrenmez içimden hemen onu arayıp dertleşmek geçti. nasıl bencil bir insanım ben yahu.

2007'den beri her şeyim olmasa da, bir çok şeyimdi hüseyin benim. arabaya atlar uzun uzun tatillere çıkardık. delikanlılıkta sayısız kavgaya dalmışlığımız var onunla, ve tabii sayısız dayak da yemişliğimiz.

ben küfür etmeyi bilmezdim de sevmezdim de onunla tanışmadan önce. o çok küfür ederdi ve yakışırdı da ona küfür etmesi. bir yolculuğumuzda çok kızdırdı beni. ağza alınmayacak küfürlerle sövmüştüm ona. durdu durdu ''ahlakını skym senin memo, ne pis ağzın var senin'' dedi. küfür etmeyi öğrendiğim insanın bana bunu söylerken ki tatlılığı her zaman aklıma geldikçe güldürmüştür beni, şu anda bile göz yaşlarımın içinde o anımız gülüyor.
otlakçı bir insan değildi hüseyin. ama benim sigara paketimden, elimde içtiğim su şişesine kadar otlanmaya bayılırdı. buna çok sinirlendiğim olurdu arada. o zamanlarda meşhur sakinleştirme cümlelerini yazıyorum;

''memo hani abd'li bir aktör vardı, adı neydi onun? (bruce wilis'i kast ediyor) sen ona acaip benziyorsun''

bunu dediklerini yer ve sakinleşirdim.

bunun sonraları bir gün evleneceği tuttu. gerçekten de çok iyi bir eş ve baba oldu. eşi de bana çok iyi bir ablaydı her zaman. onlar benim güçlü sığınağımdı. benim babam ben doğmadan ölmüş, hüseyin gerektiği zaman öyle güçlü bir insandı ki, bana da az babalık etmemiştir sağ olsun. hala sağ olsun çıkıyor gayrı ihtiyari ağzımdan ama bugün babamın öldüğü yaşta öldü hüseyin.

5 ay önce dünya tatlısı bir kız çocuğu daha olmuştu. o günden beri başında dönmelerle ağrıların dans ettiğinden dert yanıyordu. ben de ona diyordum ki ''oğlum yeni beben oldu normaldir, pskikolojik olarak olur böyle şeyler. en fazla panik ataktır sendeki. bir ara bir nöroloğa baktırırız.''

beş ay bana başının ağrıdığını neredeyse iki güne bir söyledi durdu. 3 güne bir çalıştığım hastaneye ya çayımı içmeye, ya da bir yakınını muhayeneye getirirdi. kulağından tutup da sokmadım hüseyinimi bir nörolog muhayenesine.

on gün kadar önce kaynanasını getirmişti hastaneye. bundan on lira para istedim. normalde cebinde akrep vardır vermez, kaynanası yanında diye utandı verdi. otomatik makinadan kahve aldım o parayla, son bir kahve kalmıştı makinede, hüseyinime de çay aldım. ben kahveyi içtikçe ''lan memo ne kadar güzel koktu o kahve'' dedi durdu. ben de gözüne soka soka gıcık vererek içtim o kahveyi. sonra günlerce vicdan azabını çektim bunun. dört gün önce yine gelmişti yanıma. hastanede kahve bulamadım ona ikram edecek.

3 gün önce eşi aradı. önce istifrağ etmiş. hastaneye yetiştirmişler. beyin kanaması geçiriyormuş. ameliyat falan derken yoğun bakımda yatıyordu hüseyin'im. doktorlar eşine ''her an her şeye hazırlıklı olun'' dedi.

ben ise ''yenge bu doktor cahilliğinden böyle konuşuyor, hüseyinim kalkacak merak etme'' dedim. kadını o neşeli ve umutlu haliylen bıraktım.

bugün sabah vefat etti hüseyinim. oysa ben o uyandıktan sonra en iyi fizik tedavi uzmanından, konuşma terapistini bile hazırlamıştım.

seni hiç unutmayacağım hüseyinim. zaten sen unutulacak adam değildin. söz veriyorum çok geç kalmayacağım ben de. gelince kahveler söz veriyorum benden. on liranın üzerini cebe atmıştım, onu da helal et olum artık.

cern deneyine 50 kuruşluk deneyle rakip olan öğretmen

geçenlerde sözlüğümüze evimde amatör olarak solucan deliği yapma çalışmalarımla nasıl cern'e rakip olduğum konusunda mizahi bir yazı yazdım. inanın ki yayınlamadan önce üç defa düşündüm o yazıyı. dost var düşman var, anlayan var anlamayan var, bir kişi ciddiye alır da gerçekten aklımı kaçırdığımı düşünürse hiç iyi olmaz diye düşündüm.

bu diplomasında öğretmen yazan şahıs hiç mi utanmıyor bu yaptığıyla ulusal basına malzeme olmaya? gerçi zamanın ruhu utanmazlıktır. ve bu bizi küresel ısınmadan daha önce yok edecek.

insan okumak

hacem bektaş veli ''okunacak en güzel kitap insandır'' der. evet bence de okunacak en güzel ve en ilginç kitap insandır. ama bu karmaşık kitabı, nosce te ipsum'dan bi haber yapabileceğinizi sanıyorsanız çok yanılırsınız. yani önce kendinizi tanımak ve okumaktan bahsediyorum. içinizdeki cehenneme bakma cesareti olan insanın vakıf olabileceği bir alfabesi vardır insan okuma sanatının. neden hayatlarımız cennet yahut cenette yakın değilin yanıtı da buradadır. çünkü henüz içimizdeki cehenneme dair en ufak bir fikrimiz yok.

aşık veysel'in bir türküsünde ''kurtla kuzu yan yana gezerdi, fikir başka başka olmasa'' diye bir dize vardır. bunun esas çözümlemesi şöyledir. kutsal kitaplara göre ahiret gününe yakın vahşi hayvanlarla avları yan yana gezecektir. herkesin aynı fikirde olduğu bir dünya da veysel ustaya göre kıyamet alametidir.
yazık ki günümüzde insanlık ilginçliğini fena boyutlarda yitirmiş durumdadır. bunun en büyük sebebi herkesin çok fazla birbirine benzemesidir. biz ne zaman kendimize bu kadar büyük bir kötülüğü layık görecek kadar çok kendimizden nefret ettik?

ayşe minaz

van'ın tuşba ilçesinde yüzde 70 oyla seçilmesine rağmen ysk tarafından hakkı seçilemeyen adaya verilmiş kadın siyasetçidir. bu mazbatının haksız ve halksız verildiği kişi de ayşe hanımefendinin ilkokul öğretmenidir. bugün o şahsın suratına şu şekilde haykırmıştır;

''bize ilk okulda arkadaşlarımızın silgisini çalmamamızı öğrettiniz. siz neden bugün benim mazbatamı çaldınız?''

bence son 17 yıldaki gelinen ahlaki yozlaşının çukur derinliğini en iyi anlatan cümlelerden biridir.

arkadaşın ölümü

ben bütün canlıları severim. ama beraber vakit geçirmekten haz ettiğim sadece iki insan var yaşamda. ukelalık gibi olacak ama o kadarcık kusuruma bakmayın artık bir de ben üç. bundan çok memnun değilim ama yazık ki ben bir süre daha hayattayım.

bugün o en çok sevdiğim iki dostumdan birini kaybettim. ben kimsenin yanında ağlayamam, bu anonim platformlar hariç pek kimseye derdimi de anlatmam. yanında ağlayabildiğim bir kaç insandan birini kaybettim ben bugün. vefatını öğrenir öğrenmez içimden hemen onu arayıp dertleşmek geçti. nasıl bencil bir insanım ben yahu.

2007'den beri her şeyim olmasa da, bir çok şeyimdi hüseyin benim. arabaya atlar uzun uzun tatillere çıkardık. delikanlılıkta sayısız kavgaya dalmışlığımız var onunla, ve tabii sayısız dayak da yemişliğimiz.

ben küfür etmeyi bilmezdim de sevmezdim de onunla tanışmadan önce. o çok küfür ederdi ve yakışırdı da ona küfür etmesi. bir yolculuğumuzda çok kızdırdı beni. ağza alınmayacak küfürlerle sövmüştüm ona. durdu durdu ''ahlakını skym senin memo, ne pis ağzın var senin'' dedi. küfür etmeyi öğrendiğim insanın bana bunu söylerken ki tatlılığı her zaman aklıma geldikçe güldürmüştür beni, şu anda bile göz yaşlarımın içinde o anımız gülüyor.
otlakçı bir insan değildi hüseyin. ama benim sigara paketimden, elimde içtiğim su şişesine kadar otlanmaya bayılırdı. buna çok sinirlendiğim olurdu arada. o zamanlarda meşhur sakinleştirme cümlelerini yazıyorum;

''memo hani abd'li bir aktör vardı, adı neydi onun? (bruce wilis'i kast ediyor) sen ona acaip benziyorsun''

bunu dediklerini yer ve sakinleşirdim.

bunun sonraları bir gün evleneceği tuttu. gerçekten de çok iyi bir eş ve baba oldu. eşi de bana çok iyi bir ablaydı her zaman. onlar benim güçlü sığınağımdı. benim babam ben doğmadan ölmüş, hüseyin gerektiği zaman öyle güçlü bir insandı ki, bana da az babalık etmemiştir sağ olsun. hala sağ olsun çıkıyor gayrı ihtiyari ağzımdan ama bugün babamın öldüğü yaşta öldü hüseyin.

5 ay önce dünya tatlısı bir kız çocuğu daha olmuştu. o günden beri başında dönmelerle ağrıların dans ettiğinden dert yanıyordu. ben de ona diyordum ki ''oğlum yeni beben oldu normaldir, pskikolojik olarak olur böyle şeyler. en fazla panik ataktır sendeki. bir ara bir nöroloğa baktırırız.''

beş ay bana başının ağrıdığını neredeyse iki güne bir söyledi durdu. 3 güne bir çalıştığım hastaneye ya çayımı içmeye, ya da bir yakınını muhayeneye getirirdi. kulağından tutup da sokmadım hüseyinimi bir nörolog muhayenesine.

on gün kadar önce kaynanasını getirmişti hastaneye. bundan on lira para istedim. normalde cebinde akrep vardır vermez, kaynanası yanında diye utandı verdi. otomatik makinadan kahve aldım o parayla, son bir kahve kalmıştı makinede, hüseyinime de çay aldım. ben kahveyi içtikçe ''lan memo ne kadar güzel koktu o kahve'' dedi durdu. ben de gözüne soka soka gıcık vererek içtim o kahveyi. sonra günlerce vicdan azabını çektim bunun. dört gün önce yine gelmişti yanıma. hastanede kahve bulamadım ona ikram edecek.

3 gün önce eşi aradı. önce istifrağ etmiş. hastaneye yetiştirmişler. beyin kanaması geçiriyormuş. ameliyat falan derken yoğun bakımda yatıyordu hüseyin'im. doktorlar eşine ''her an her şeye hazırlıklı olun'' dedi.

ben ise ''yenge bu doktor cahilliğinden böyle konuşuyor, hüseyinim kalkacak merak etme'' dedim. kadını o neşeli ve umutlu haliylen bıraktım.

bugün sabah vefat etti hüseyinim. oysa ben o uyandıktan sonra en iyi fizik tedavi uzmanından, konuşma terapistini bile hazırlamıştım.

seni hiç unutmayacağım hüseyinim. zaten sen unutulacak adam değildin. söz veriyorum çok geç kalmayacağım ben de. gelince kahveler söz veriyorum benden. on liranın üzerini cebe atmıştım, onu da helal et olum artık.

aslanmican

herkese selam ederim arkadaşlar. aslında sözlük ortamlarında baya yeni sayılırım. bir buçuk sene önce instela'da yazmaya başladım. ruhuma gerçekten bir terapi gibi geldi bu eylem. bir süre sonra, oradaki ortamın baya kalitesizleşmesi sonucu uludağ'a taşındım. o kadar yüksek bir cinsel enerjisi var ki sözlüğün, fularımı kirlenmekten zor kurtarıp kaçtım. ekşisözlükte bu platform için iyi şeyler okuyunca hesap açmak istedim. takip ettiğim kadarıyla nitelikli bir ortam. şimdi ben eski yazılarımdan da yardım alarak, yeni evimi güzelleştirmeye uğraşacağım. umarım beğenerek okursunuz.

ayasofya kilisesi

6. yüzyılda bizans imparatorluğunun kasası parayla taşmaktadır. dönemin imparatorunun kafasında bu parayla kostantinopolis'i yenilemek fikri vardır. lakin şehir zaten yenidir.
tam bu sırada dönemin imparatoruna başarısız bir 15 temmuz darbesi yetişir. vandallar şehri yakarlar. imparator bu isyanı bastırır, muhalifleri temizler. şehri de yep yeni bir hale getirerek adını tarihe yazdırır. anlayacağınız dönemin imparatoru için bu ayaklanma dört dörtlük bir allahın lutfu olur.
aslında neron döneminde roma'nın yanması da aynı hikayedir. şehri neron'un bizzat kendisinin yaktırdığı daha sonra ortaya çıkmıştır.
ayasofya klisesi o dönem yapılmış bir ibadethanedir.

gerçekler her zaman devrimcidir. ayasofya klisesi tartışmasında ise gerçekler gün gibi açıktır. bu yapı hristiyan kardeşlerimizin ibadethanesidir. kimsenin malına çökmek onuru olan kimseye yakışmaz, hele ki müslüman dostlarımıza hiç yakışmaz.
bu yapıyla ilgili gerginlikleri azaltacak en doğru çözümü cumhuriyet hükümeti bulmuştur.
bu çağda, müslümanların yeteri kadar ibadethanesi varken, popülist hezeyanlarla eski yaraları kaşımanın manâsı yoktur.

nar sözlük

burayı seviyorum. sanırım instela'dan kapıyı çarpıp gittiğimde ilk geldiğim yuvalardan biriydi burası. umut vaat eden ve çok çok iyi yazarları var. ilk geldiğimde sağında solunda bu kadar çok reklam görünce baya kalabalık bir ortam sanmıştım fakat yanılmışım. yönetimden ricam, sözlükten kazandıkları parayı sözlüğün teknik gelişimine harcamalarıdır. yoksa bazen çok fazla allahın unuttuğu bir sözlük izlenimi vermektedir.

güven sözlük

sol framesi sadece anket dolu başlıklar olan sözlüktür. en sevdiğiniz turşu, en sevdiğiniz yemek, en sevdiğiniz bilmemne.
bilgiye dayanan üç beş tanımsa vikiden falan kopyala yapıştırdır.
zaten aklı başında yazarları 15 gün zor dayanıp kaçarlar. benim gibi sabırla belki bir kalite yaratırım diyen insanlar da büyük terbiyesiliklere uğrarlar.

zaten yüz yazar mevcudunun 51'i feyk hesaptır. böyle sözlükçülük olmaz.

sözlüğü iki satır eleştirseniz, sizden habersiz şifrenizi değiştirirler. girilerinizi silme cesaretleri yoktur. sözlüklerinin ne kadar küçük bir yer olduğu bilinsin istemezler.

ve şu an 1028 girim benden izinsiz olarak orada duran sözlüktür.

tunceli belediyesi'nin dersim kararı

bir ilin belediye kapısına gerçek isminin yazılması eylemidir. hakikat, hukuk ve özgürlüğün ülkemizi böleceğini düşünen kim varsa haaa skkttrrnnn diyorum. her kim bu saçma uyduruk aşgının esiriyse haaa skktrr diyorum.

bu girimi silecekseniz beni sözlükten de aynı saniye itibarıyla atın.

aym'nin ayasofya'nın ibadete açılmasını görüşecek olması

toplumların ahlakı yoktur. varsa birey ahlakı diye bir şeyden söz edilebilir ancak. özgürlüğün olmadığı coğrafyalarda birey ahlakı da oldukça güdük kalır.
sevgili teist dostlarım? hristiyan kardeşlerimizin emeğiyle , parasıyla yaptıkları bir ibadethaneyi güç kullanarak cami'ye dönüştürmenin adını bana söyler misiniz?
hadi yaptın ve 400 sene burayı cami olarak kullandın helali hoş olsun sana. cumhuriyet'in ilk yıllarında halklar arasında sorun çıkmasın diye harika bir çözümle burası müze yapılmıştır. ne atatürk döneminde, ne de inönü döneminde camiler ahır olarak kullanılmamıştır. cami cemaatine yetecek kadar ibadethane o zaman da vardı. yani o devrin ilerici siyasetçileri, imar rantı adına halkı allah adıyla kandırmamışlar ve gereğinden fazla cami yapmamışlardır sadece.
bugün cami cemağatinin bilmem kaç katı ibadethane varken, kayseri şivesiyle söylüyorum böyle bir olayı hangi akla hizmeten dallahlıyorsun? yeterince gerginlik ve kutuplaşmamız yok mu zaten?

türkiye de gelecekte haram olabilecek şeyler

sayın tanrıya kalsa seninle yatmak bile günah, daha neler...

halkların demokratik partisi

6.5 milyon seçmeninden biriyim. bugün batı illerinin çoğunda (adana ve mersin'de ilçe belediyeleri kazanacaktır) hdp seçmeni kimi isterse belediye başkanı o aday olacaktır. fakat maşallah parti liderleri hdp için ağzını açıyor terörö, kapatıyor terörö. hdp bugüne kadar hiç bir onursuz siyaset anlayışı içinde var olmamıştır. fakat batı illerinden aday çıkartmama kararı bu ortamda onursuz bir siyasetsizliktir.

chp, mersin'de vahap seçer diye halk arasında tefeci olarak bilinen bir kapitalist iş adamını aday gösterdi. değil hdp yönetimi, mezardan lenin kalksa bu adama oy ver dese oy vermem.

benim hdp'li olma nedenlerimden biri de ekoloji politikalarındaki tutarlılıktır. istanbul'da yaşasam neden bir mütahite oy verecekmişim ki? hele ki chp yönetimi hiç bir hdp'li yöneticiyle yan yana gelmeyecek kadar korkak bir siyaset güdüyorken, ben neden politik kişiliğimi ayaklar altına alayım?

ayasofya kilisesi

6. yüzyılda bizans imparatorluğunun kasası parayla taşmaktadır. dönemin imparatorunun kafasında bu parayla kostantinopolis'i yenilemek fikri vardır. lakin şehir zaten yenidir.
tam bu sırada dönemin imparatoruna başarısız bir 15 temmuz darbesi yetişir. vandallar şehri yakarlar. imparator bu isyanı bastırır, muhalifleri temizler. şehri de yep yeni bir hale getirerek adını tarihe yazdırır. anlayacağınız dönemin imparatoru için bu ayaklanma dört dörtlük bir allahın lutfu olur.
aslında neron döneminde roma'nın yanması da aynı hikayedir. şehri neron'un bizzat kendisinin yaktırdığı daha sonra ortaya çıkmıştır.
ayasofya klisesi o dönem yapılmış bir ibadethanedir.

gerçekler her zaman devrimcidir. ayasofya klisesi tartışmasında ise gerçekler gün gibi açıktır. bu yapı hristiyan kardeşlerimizin ibadethanesidir. kimsenin malına çökmek onuru olan kimseye yakışmaz, hele ki müslüman dostlarımıza hiç yakışmaz.
bu yapıyla ilgili gerginlikleri azaltacak en doğru çözümü cumhuriyet hükümeti bulmuştur.
bu çağda, müslümanların yeteri kadar ibadethanesi varken, popülist hezeyanlarla eski yaraları kaşımanın manâsı yoktur.
İletisim | Kullanım Şartları | Sözlük Kuralları | Sosyal Projeler | Facebook | Twitter | İnstagram
İletişim: info@narsozluk.org
Reklam: reklam@narsozluk.org